<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Haberin Kapısı</title>
    <link>https://haberinkapisi.com</link>
    <description>Gerçeğe Açılan Kapı</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://haberinkapisi.com/rss/islam-ve-kultur" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 05 Apr 2026 03:57:59 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://haberinkapisi.com/rss/islam-ve-kultur"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Mehmet Görmez: “Zalimlere meyletmeyin, ateş gelir sizi de yakar..."]]></title>
      <link>https://haberinkapisi.com/mehmet-gormez-zalimlere-meyletmeyin-ates-gelir-sizi-de-yakar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberinkapisi.com/mehmet-gormez-zalimlere-meyletmeyin-ates-gelir-sizi-de-yakar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyanet İşleri eski Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Abdullah İbn-i Mübarek’in hayatından bir örnekle “öncelikler fıkhı”na dikkat çekerek, Gazze’de yaşanan insanlık dramına rağmen toplumun önceliklerini değiştirmediğini belirterek, “Zalimlere meyletmeyin, ateş gelir sizi de bulur” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mehmet Görmez, konuşmasında büyük İslam âlimi Abdullah İbn-i Mübarek’in hacca gitmek üzere yola çıktığı bir dönemde yaşanan olayı anlattı. Görmez’in aktardığına göre, kafile yolculuk sırasında yanlarında getirdikleri kanatlı hayvanlardan biri ölünce çöplüğe atıldı. Bir evden çıkan kız çocuğu hayvanı alıp evine götürdü.</p>

<p>Durumu öğrenen İbn-i Mübarek, ailenin günlerdir aç olduğunu, bu yüzden ölü hayvanı almak zorunda kaldığını öğrenince, hac yolculuğunu yarıda kesip kafilenin parasını aileye bağışladı. Görmez, bu davranışın hac ibadetinden daha faziletli olduğunu vurgulayan İbn-i Mübarek’in sözünü hatırlatarak, <em><strong>“İnsan medeniyetinde öncelikler fıkhı vardır. Önceliğini kaybeden dindar, dindarlığını da kaybeder”</strong> </em>dedi.</p>

<p></p>

<h2>“ <a href="https://www.milligazete.com.tr/haberleri/gazze" rel="nofollow" target="_blank" title="Tüm Gazze haberleri">GAZZE</a>’DE ÇOCUKLAR YANARKEN ÖNCELİKLER DEĞİŞMEDİ”</h2>

<p>Görmez, yaşanan bu tarihi olayı günümüzle ilişkilendirerek Gazze’deki dramı hatırlattı:</p>

<p></p>

<blockquote>“Ne hazindir ki, 2 yıldır dünyanın en vahşi katliamına sahne olan Gazze’de çocuklar, kadınlar, yaşlılar ateşler içinde yanarken bizim önceliklerimiz değişmedi. Çocuklar açlığa mahkûm edilerek bir katliama maruz kalırken dahi öncelikler değişmedi.”</blockquote>

<h2>SİYASET, TİCARET VE DİYANET AYNI SINAVDA</h2>

<p>Toplumun bütün kesimlerine seslenen Görmez, önceliklerin değişmesi gerektiğini ancak bunun gerçekleşmediğini söyledi:</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<blockquote>“Sadece ehli siyasetin, ehli ticaretin değil, ehli diyanetin de öncelikleri değişmedi. Âbidlerin, zâhidlerin, tekkelerin, dergâhların dahi öncelikleri değişmedi.”</blockquote>

<h2>“ZALİMLERE MEYLETMEYİN”</h2>

<p>Konuşmasının sonunda Kur’an-ı Kerim’den ayet hatırlatan Görmez, şu ifadeyi kullandı:</p>

<p></p>

<blockquote>“Kaldı ki oraya olan saldırı bütün insanlığa yönelik bir saldırıydı. Ne buyuruyor Cenab-ı Allah: ‘Zalimlere meyletmeyin, ateş gelir sizi de bulur. Ateş sizi de yakar.’</blockquote></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>İSLAM VE KÜLTÜR</category>
      <guid>https://haberinkapisi.com/mehmet-gormez-zalimlere-meyletmeyin-ates-gelir-sizi-de-yakar</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Sep 2025 16:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberinkapisicom.teimg.com/crop/1280x720/haberinkapisi-com/uploads/2025/09/mehmet-gormez-3.jpg" type="image/jpeg" length="75878"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hüseyin Goncagül Hakkın Rahmetine Kavuştu]]></title>
      <link>https://haberinkapisi.com/huseyin-goncagul-hakkin-rahmetine-kavustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberinkapisi.com/huseyin-goncagul-hakkin-rahmetine-kavustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuklara yönelik tiyatro çalışmalarıyla kendisine has ekolüyle tanınan oyuncu, programcı, sunucu ve yönetmen Hüseyin Goncagül 70 yaşında hayatını kaybetti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tiyatrocu ve sunucu Burak Sezen, kişisel X hesabında yaptığı paylaşımda, Goncagül'ün vefat ettiğini duyurarak, "İnna lillahi ve innâa ileyhi raciûn. İnandık ve iman ettik. 30 yıldır elimi hiç bırakmayan, her zor anımda yanına koştuğum canım hocam… Güzel ahlakı, cömertliği ve davasına olan sadakatiyle tanıdığım, gözümün nuru kıymetli hocam Hüseyin Goncagül’ü kaybettik." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Nasreddin Hoca 800 Yaşında, Mesneviden Ders Aldım, Karagöz Okula Başlıyor, İstanbul Yarışıyor gibi çocukların dünyasına hitap eden çok sayıda projeye imza atan <strong>Hüseyin Goncagül, </strong>Kur'an öğrenen çocuklar için çıktığı sahnede kalp krizi geçirmişti. Hüseyin Goncagül, geçirdiği kalp ameliyatı sonrası bir süredir yoğun bakımda tedavi görüyordu.</p>

<h2>"Ameliyat sırasında beynine pıhtı atmış"</h2>

<p>Yeğeni Yusuf Goncagül, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, <strong>"Hüseyin amcam çarşamba günü kalp ameliyatı oldu. Son bir haftada kalbindeki sıkışmalardan dolayı doktora gittiğinde, stent takılmasının yeterli olmadığı, bypass ameliyatının şart olduğu, kalp krizi riski olduğu için kalp ameliyatı olması gerektiği söylendi. </strong><strong>Ameliyat esnasında beyne pıhtı atmış ve durumu halen kritikliğini koruyo</strong><strong>r." </strong>ifadelerini kullanmıştı.</p>

<p><img alt="Hüseyin Goncagül" height="450" src="https://haberinkapisicom.teimg.com/haberinkapisi-com/uploads/2025/06/1001-cocuga-bayramlik-17-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<h2>"Kur'an kursu etkinliğindeyken kalbinde acı hissetmiş"</h2>

<p>Hüseyin Goncagül'ün kardeşi Osman Goncagül de, <strong>"Ağabeyim Hüseyin Goncagül, 4-6 yaş Kur'an kursunun yıl sonu çocuk etkinliklerinde sahnedeyken kalbinde yanma ve acıma hissediyor. Program bitmek üzereyken oluyor, mikrofonu verip sahneden iniyor. </strong><strong>Daha önce de kalp krizi geçirmiş aslında ama fark edilmemiş."</strong> şeklinde konuşmuştu.</p>

<h2>"Bu yamuk dünyada yamulmayan ender isimlerden biriydi"</h2>

<p>Televizyon sunucu ve tiyatrocu Burak Sezen uzun yıllar birlikte çalıştıkları, mesleki olarak çok şey öğrendiği ustası Hüseyin Goncagül'den şu sözlerle bahsetmişti:</p>

<p>"Hüseyin Goncagül denilince akla kibarlığı, nazikliği, cömertliği gelir ve gerçekten tam bir dava ehlidir. Bu yamuk dünyada yamulmayan ender isimlerden birisidir Hüseyin Goncagül.</p>

<p><img alt="" src="Hüseyin Goncagül" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /><img alt="Hüseyin Goncagül" height="562" src="https://haberinkapisicom.teimg.com/haberinkapisi-com/uploads/2025/06/whatsapp-gorsel-2025-06-13-saat-101410-b42f2df8.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1000" /></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>Hüseyin Goncagül Kimdir</strong></h3>

<p>Tiyatrocu Hüseyin Goncagül, 9 Şubat 1955'te İstanbul Üsküdar'da dünyaya geldi. Okul yıllarında tiyatroyla tanışan sanatçı, 1970'te Devlet Tiyatroları oyunculuk sınavını kazandı ve yaklaşık 3 yıl boyunca çocuk oyunlarında çeşitli roller aldı.</p>

<p>İstanbul İmam Hatip Okulundan mezun olan usta tiyatrocu, Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesinde İngilizce Öğretmenliğini tamamladıktan sonra 13 sene İngilizce öğretmenliği yaptı.</p>

<p>Okullarda kurduğu kulüplerle öğrencilere yönelik tiyatro çalışmaları yapan Goncagül, çeşitli sahne etkinliklerinde de izleyiciyle buluştu.</p>

<p>İbrahim Sadri'nin yazdığı "İnsanlar ve Soytarılar" adlı oyunuyla 1984'te Ulvi Alacakaptan, Barbaros Ceylan, Hasan Nail Canat ve Altay Ünaltay'ın da aralarında olduğu birçok isimle aynı sahneyi paylaşan Goncagül, Milli Gazete'de "Goncagülle Seyahat" başlıklı yazılar kaleme aldı.</p>

<p>Hüseyin Goncagül, 1990'lı yıllarda Akra ve Moral FM radyolarında çocuk programları, Kanal 7'de "Halk Meclisi", "İstanbul Bülteni", "İstanbul Kazan Ben Kepçe", "Sahuru Beklerken", "Goncagül'ün Kepçesi", "Tatil Eğlencesi", "Aileler Yarışıyor" ve "Teneffüs" adlı televizyon programlarını hazırlayıp sundu.</p>

<p>Osmanlı Devleti'nin 700. yılı anısına 1999'da çıkardığı bir müzik albümü ve klibi de bulunan usta tiyatrocu, çocuklara yönelik tiyatro çalışmalarıyla toplumun her kesiminin takdirini kazandı.</p>

<p>TRT Çocuk'ta programcılığın yanı sıra danışmanlık görevini de yürüten Goncagül, Almanya, Fransa, İsviçre, Hollanda ve Avusturya'nın da aralarında bulunduğu pek çok ülkede de çeşitli programlara imza attı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM, İSLAM VE KÜLTÜR</category>
      <guid>https://haberinkapisi.com/huseyin-goncagul-hakkin-rahmetine-kavustu</guid>
      <pubDate>Fri, 13 Jun 2025 11:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberinkapisicom.teimg.com/crop/1280x720/haberinkapisi-com/uploads/2025/06/huseyin-goncagul-2.png" type="image/jpeg" length="92027"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[1 Nisan Müslümanların haçlılarca katledildiği gün!]]></title>
      <link>https://haberinkapisi.com/1-nisan-muslumanlarin-haclilarca-katledildigi-gun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberinkapisi.com/1-nisan-muslumanlarin-haclilarca-katledildigi-gun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bu bir “ihanet” günü olan 1 Nisan, Müslümanların haçlılarca katledildiği gün! Eskiden Müslüman kesimin çoğunlukla kaldırılamayacak şakalarının yapıldığı gün olarak kutlanırdı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>1 Nisan, Haçlıların Müslümanları alt etmek için&nbsp;<strong>“hile”</strong>ye başvurduğu bir gündür!</p>

<p>Esasen, çarpıcı, çarpıcı olduğu kadar dudak uçuklatan bir öyküdür bu…</p>

<p>Kapıyı biraz aralayıp az da olsa bilgi verelim 1 Nisan kutlamaları ile ilgili…</p>

<p>Sizlere (bugüne kadar bilmeyenler için) 1 Nisan şakasının tarihçesini hatırlatmak istiyoruz;</p>

<p>15. yüzyılın sonlarında, Haçlı ordusu, İspanya’daki Endülüs Müslümanlarının son kalesini kuşatır.</p>

<p>Uzun süren bir kuşatma olmasına rağmen, kış aylarının da etkisiyle, kale korunabilmektedir.</p>

<p>Durumun zorluğunu anlayan Haçlı ordusunun komutanı değişik taktikler düşünmektedir.</p>

<p>Haçlı ordusunun komutanı en sonunda 31 Mart gecesi kalenin önüne giderek bir elinde Kur’an bir elinde İncil;&nbsp;<strong>“Şu iki kutsal kitap üzerine yemin ederim ki, teslim olursanız bu akşam size bir şey yapmayacağım”</strong>&nbsp;der, taahhütte bulunur, söz verir!</p>

<p>Gerekli görüşmelerden sonra canlarının kurtarılması karşılığında Müslümanlar, Haçlı ordusunun komutanına güvenerek kaleyi teslim ederler.</p>

<h3><strong>Ama bakın ki neler yaşanır?</strong></h3>

<p>Ertesi sabah, yani 1 Nisan sabahı, Haçlı ordusu komutanı bütün Müslümanların katledilmesi için emir verir.</p>

<p>Bunun üzerine, kaleyi Haçlılara teslim eden Müslümanlar şunu söyler:</p>

<p><strong>“Hani iki kutsal kitap adına yemin etmiştiniz, bize söz vermiştiniz, ne oldu!”</strong></p>

<p>Haçlı ordusu komutanı da şu mukabelede bulunur:&nbsp;<strong>“Benim sözüm size dün akşam içindi, bugün için size bir sözüm yoktur!”</strong></p>

<p>Haçlı kumandanının sözüne itimat eden Müslümanlar, ihanete uğradıklarını öğrendiğinde artık çok geçtir;</p>

<p>…Ve tüm Müslümanlar hemen orada şehit edilir.</p>

<p>Boşuna denmemiş;&nbsp;<strong>“domuzdan post, gâvurdan dost olmaz”</strong>&nbsp;diye…</p>

<p>İşte o gün bugündür, 1 Nisan, Hıristiyanlar arasında&nbsp;<strong>“Hile Günü”</strong>&nbsp;olarak kutlanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Maalesef halkımız arasında da yaygınlaşmış, yüzlerce, binlerce Müslüman’ın katliam günü olan 1 Nisan’lar, hâlâ bir şaka günü olarak kutlanmaktadır.</p>

<p>Nereden geldiğini bilelim. Bilelim de ona göre 1 Nisan’ı öyle şaka günü olarak falan görmeyelim...</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>İSLAM VE KÜLTÜR</category>
      <guid>https://haberinkapisi.com/1-nisan-muslumanlarin-haclilarca-katledildigi-gun</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Apr 2025 17:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberinkapisicom.teimg.com/crop/1280x720/haberinkapisi-com/uploads/2025/04/lgzmrh-x-1.jpg" type="image/jpeg" length="19084"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kur’ân’ın Hayatımızdaki Yeri]]></title>
      <link>https://haberinkapisi.com/kuranin-hayatimizdaki-yeri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberinkapisi.com/kuranin-hayatimizdaki-yeri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gün gelecek elbisenin üstündeki nakış izinin silinmesi gibi İslam silinecektir. Öyle ki oruç nedir, namaz nedir, hac nedir, sadaka ve zekât nedir bilinmeyecek!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>(يَدْرُسُ الْإِسْلاَمُ كَمَا يَدْرُسُ وَشْىُ الثَّوْبِ؛ حَتَّى لاَ يُدْرَى مَا صِيَامٌ وَلاَ صَلاَةٌ وَلاَ نُسُكٌ وَلاَ صَدَقَةٌ. وَلَيُسْرَى عَلَى كِتَابِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ فِي لَيْلَةٍ. فَلاَ يَبْقَى فِي الْأَرْضِ مِنْهُ آيَةٌ. وَتَبْقَى طَوَائِفُ مِنَ النَّاسِ؛ اَلشَّيْخُ الْكَبِيرُ وَالْعَجُوزُ؛ يَقُولُونَ: أَدْرَكْنَا آبَاءَنَا عَلَى هَذِهِ الْكَلِمَةِ: لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ؛ فَنَحْنُ نَقُولُهَا)</p>

<p>Gün gelecek elbisenin üstündeki nakış izinin silinmesi gibi İslam silinecektir. Öyle ki oruç nedir, namaz nedir, hac nedir, sadaka ve zekât nedir bilinmeyecek! Allah Azze ve Celle’nin gönderdiği kitap bir gecede ortadan kaldırılacak ve yeryüzünde ondan bir ayet dahi kalmayacak. Yaşlı adamlardan ve koca karılardan bazısı hayatta kalacak ve şöyle diyecekler: “Biz babalarımızın “La ilahe illallah” dediğini gördük. Biz de onların dediğini tekrar ediyoruz.” (İbni Mace, 4049.)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ne kadar düşündürücü bir hadis değil mi? Bir ülkede İslam’dan hiçbir iz kalmaması. Evet, dünyanın birçok ülkesinde bu hadiste bahsedilen olaylar yaşandı. Endülüs’te yaşanmadı mı? Rusların işgali altında kalan topraklarda yaşanmadı mı? Bu topraklarda ve Balkanlarda yaşanmadı mı? Küfrün eline geçen ve ahalisi ya kılıçtan geçirilen ya da İslam’dan uzaklaştırılan topraklarımız yok mu?</p>

<p>Kimi yerlerde İslam’a dair tüm izler silindi. Camiler kaldırıldı, Müslüman mezarlığı tahrip edildi, dinî kitaplar yakıldı ya da yasaklandı, din adamları asıldı ya da sürgün edildi, dini çağrıştıran isimler ve unvanlar kaldırıldı ve din tamamen hafızalardan silindi.</p>

<p>Kimi yerlerde ise İslam ve Kur’ân silinmedi. İslam kaldı ama sadece ismi kaldı. Kur’ân kaldı ama sesi ve yazısı kaldı. Ahkamı ve ahlakı, ibadeti ve inancı kalmadı. Mezarlıklarda ölülere, hastanelerde hastalara, açılışlarda izleyicilere, yarışmalarda dinleyicilere, camilerde cemaate okunan bir Kur'ân kaldı. Miras ayetleri okundu ama mirasla amel edilmedi. İçkiyle ilgili ayetler okundu ama içki terk edilmedi. İhlasla ilgili ayetler okundu ama ihlasla amel edilmedi…</p>

<p>Ziyad bin Lebid dedi ki: “Resulullah (s.a.s.) ilmin kaybolmasından bahsetmişti. Dedim ki: Ey Allah’ın Resulü! Bizler Kur’ân’ı okuyoruz. Kıyamete kadar onu çocuklarımıza ve torunlarımıza da öğreteceğiz. Böyleyken ilim nasıl kaybolur?” Resulullah (s.a.s.) dedi ki: “Anan ağlayasıca Ziyad! Ben de seni Medine’nin en bilginlerinden sanırdım. Şu Yahudiler ve Hıristiyanlar Tevrat’ı ve İncil’i okumuyorlar mı? Okuyorlar ama ondaki hiçbir şeyle amel etmiyorlar.” (İbni Mace, 4048.)</p>

<p>Evet bazı ülkeler için de Kur’ân’ın kaybolması budur. Kur’ân’ın sesi vardır ama hayatta bir karşılığı yoktur. Kitaplarda diridir ama kalplerde ölüdür.</p>

<p>Rabbimiz! Kaldıramayacağımız yüklerle bizi sınama ve bizi Kur'ân’dan mahrum eyleme!</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>İSLAM VE KÜLTÜR</category>
      <guid>https://haberinkapisi.com/kuranin-hayatimizdaki-yeri</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Mar 2025 18:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberinkapisicom.teimg.com/crop/1280x720/haberinkapisi-com/uploads/2025/03/kuranin-hayatimizdaki-yeri.png" type="image/jpeg" length="58898"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kader, Kod ve Kombinasyon Üçgeni]]></title>
      <link>https://haberinkapisi.com/kader-kod-ve-kombinasyon-ucgeni</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberinkapisi.com/kader-kod-ve-kombinasyon-ucgeni" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Başımıza gelen iyi yada kötü herhangi bir olay, bu olayın vuku bulmasından önce bir kitapta yazılıdır. Bu durum kimi zaman bazı kimselerin kader konusunda yanılgıya düşmelerine neden olmaktadır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yeryüzünde ya da sizin kendi nefsinizde gerçekleşen iyi-kötü ne kadar olay varsa biz onu yaratmadan önce o mutlaka bir kitapta yer almaktadır. Hiç şüphesiz ki bunu yapmak Allah’a çok kolaydır.</p>

<p>Allah bunu, elinizden kaçırdığınız şeylerden dolayı üzülmemeniz ve onun size verdiği nimetlerden dolayı şımarmamanız için yaptı. Çünkü Allah, kendini beğenmiş ve kendisiyle övünen hiç kimseyi sevmez!”</p>

<h5>Hadid Sûresi 22-23.</h5>

<p><em>(Benzer manada ayetler: Tevbe 51. En’am 59. Lokman 34. Yunus 61. Neml 75. Sebe 3. Fatır 11. Teğabun 11.)</em></p>

<p>Başımıza gelen iyi yada kötü herhangi bir olay, bu olayın vuku bulmasından önce bir kitapta yazılıdır. Bu durum kimi zaman bazı kimselerin kader konusunda yanılgıya düşmelerine neden olmaktadır. İfrat ve tefrit ile sonuçlanmakta yani ya kader inkar edilmekte ya da her şey Allah'ın yazgısıdır, bizler rüzgarın önündeki yapraklar gibi uçuşuyoruz denilmektedir.</p>

<p>Hadid Sûresindeki bu ayetleri günümüzün terimleriyle özetle şöyle ifade etmeye çalışacağız inşallah.</p>

<p>Başımıza gelen iyi bir olay ya da kötü bir olay veya dünyada meydana gelen sel, felaket, yağmur, ısınma, kar, yeşerme vb. bir olay meydana gelmeden önce yazılıysa biz bu yazıdan kaçabilir miyiz? Kaçabilirsek kaderimize müdahale mi etmiş oluyoruz? Allah'a rağmen mi bir şeyleri değiştirmiş oluyoruz?</p>

<p>Eğer kaçamazsak bizim başımıza veya kainatta meydana gelen iyi kötü herhangi bir olay, insanlara rağmen gerçekleşecektir ki, bu durumda insan, yaptığını değil, yazılanı yapmak zorunda kalıyor demektir.</p>

<p>İnsanların zihinlerini meşgul eden bu iki durumu şöyle ifade etmek istiyorum: Bu dünyanın da bu dünya içinde doğan, büyüyen ve yaşayan her canlının da kodlarını yazan Allah'tır. Kod yazmanın ne olduğunu bilenler vardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir bilgisayar veya telefon programları kodlardan oluşur. Bu kodlar kimi zaman binlerce sıfır ve birlerden oluşmakta, kimi zaman ise on binleri ve daha fazlasını bulabilmektedir. Tüm kombinasyonlar kod olarak yazılır. Örneğin siz bir savaş oyunu oynarsınız. Oyuncu seçer, savaş alanı seçer, silah seçer ve oyuna başlarsınız. Oyuncuyu tuşlarla ya da yeni tür yönlendirme cihazlarıyla ilerletirsiniz. Karşınıza bir şehir çıkar, binalar vardır ve kulelerde, sokaklarda, pencerelerde düşman vardır. Oyuncuya komut verirsiniz o da gösterdiğiniz hedefe seçtiğiniz silah ile ateş eder.</p>

<p>Tüm bu komutlar kodlarla çalışmaktadır. Oyunun renklerinden, askerin kamuflajına, cinsiyetine, görüntüsüne, sanal alemdeki görüntüler, diğer oyuncular vb. her şey kodlardan oluşmaktadır. Örneğin bin kodu olan bir oyunla yapabileceğiniz hamle ve geliştireceğiniz taktik sayısı, kodu yapan kişinin belirlediği kod sayısı kadardır. Oyunda kevgir kodu yoksa siz oyunda kevgiri seçemezsiniz, süngeri seçemezsiniz, tabak seçemezsiniz. Ama kodu yapan uzman isterse bir savaş oyunun içine bulaşık yıkama kodları da yerleştirebilir. Asker, komutları takip ederek mutfağa gider ve bulaşıkları da yıkayabilir. Ama bu kodlar olmadığı için askere sadece belirlenmiş kodları dikte edebilirsiniz.</p>

<p>Şimdi şöyle bir oyun hayal edin: Milyarlarca kod ve kombinasyon var. Hatta trilyonlarca kod ve kombinasyon var. Böyle bir oyunda komut verdiğiniz kişiye her şeyi yaptırabilirsiniz değil mi? Bu kişiyi çiftçi de yapabilirsiniz, asker de politikacı da öğretmen de imam da esnaf da kadın da erkek de yapabilirsiniz. İstediğiniz yöne yönlendirebilirsiniz. Ama şunu unutmayın ki kod sayısı azaldıkça ona vereceğiniz komut da ona göre az, kod sayısı çoğaldıkça ona vereceğiniz komut da ona göre çok olacaktır.</p>

<p>Şimdi şöyle bir şey daha hayal edin: Oyundaki oyuncuyu siz yönlendirmiyorsunuz. Oyuncu yapay bir zekaya sahip ve hafızası gelişime açık. Siz oyuncuyu sahaya sürüyorsunuz. Oyuncu yapay zeka sayesinde diğer oyunculardan öğrenerek oyunda hareket ediyor. Bu oyuncu sıfırlanmıyor, her gün öğreniyor, deneyimliyor, analiz ediyor ve oyun içinde gün geçtikçe güçleniyor. Puan biriktiriyor ya da istediği başka bir şey yapıyor.</p>

<p>Şimdi iki şeyi aynı anda hayal edin: Milyarlarca kod ve kombinasyon ve yapay zeka sahibi bir oyuncu var. Bu oyuncuyu sizin yönlendirmeniz gerekmiyor. Kendi kendine öğreniyor ve yapıyor. İlerliyor, duruyor, düşünüyor, taktik geliştiriyor, oyunda okul diye bir yer varsa okula gidiyor, işyeri varsa gidip çalışıyor, karşı cins varsa onunla evleniyor, üretiyor, tüketiyor, kırıyor, döküyor... Çünkü milyarlarca kod ve kombinasyon var.</p>

<p>Allah dünyayı, uzayı, evreni, kainatı yarattı. Bunların hepsi milyarlarca, trilyonlarca ve daha fazlasıyla kodlara ve kombinasyonlara sahip. Allah hepsini yarattı. Sonra insanı da aynı şekilde milyarlarca kod ve kombinasyonla yarattı ve dünya sahasına bıraktı. Bu sahadaki insan ne yaparsa yapsın hangi işlemi gerçekleştirirse gerçekleştirsin hepsi yazılı kodlar ve kombinasyonlardan bir tanesidir. Allah'ın kod ve kombinasyonları insan açısından sınırsızdır. İnsan bu nedenle dünyada öğrendikleriyle, zekasıyla, yapay zekasıyla, aldığı eğitimle, doğduğu kültür ve çevreyle ve ortamla hangi işi ve neyi yaparsa yapsın, insan yapmış gibi gözükür ama sonuçta kodlardan ve kombinasyonlardan birini yapmıştır. İyilik yapsa, iyilik kod ve kombinasyonunu faal hale getirmiş olur, kötülük yapsa, kötülük kod ve kombinasyonunu faal hale getirmiş olur.</p>

<p>Tüm kainatı planlayan (el-Müdebbir), buranın tasarımını yapan (es-Sani'), buradaki karakterleri ve onların özelliklerini çizen (el-Musavvir) olan Allah'tır.</p>

<p>Başınıza gelen her şey siz onu daha yapmadan önce bir kitaptadır demek, ne yaparsanız yapın onun kodu ve kombinasyonunu biz önceden belirledik demektir. Siz bizim belirlediğimiz ve önünüze verdiğimiz milyarlarca seçenekten birini yapabilirsiniz demektir. İnsan ilah olmadığı için onun yapacakları sayılı ve sınırlı olmalıdır. Trilyonlarca kombinasyon olsa bile sonuçta sayılı ve sınırlıdır. Allah için kombinasyon sınırı yoktur. Kul ile Allah arasındaki bu sınırın da olması zaruridir.</p>

<p>Bunların dışında Allah'ın dahlinin, müdahalesinin olduğu ve arayış içerisinde olanlara bazı yolları kolaylaştırdığı, iyilere bilfiil yardımda bulunduğu, kötülere bilfiil müdahalede bulunduğu durumlar da vardır. Çünkü kainatın sahibi odur, insanın sahibi odur, dilediğini yapmaya, dilediğine müdahale etmeye hak sahibidir. Programı yazan odur. Dilediği yerde değişiklik yapma hakkı vardır.</p>

<p>Özet: İnsan ne yaparsa yapsın yazılı kodun dışına çıkamaz.</p>

<p>Murat Padak</p>

<p>Şanlıurfa Diyanet Akademisi Eğitim Görevlisi</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>İSLAM VE KÜLTÜR</category>
      <guid>https://haberinkapisi.com/kader-kod-ve-kombinasyon-ucgeni</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Mar 2025 15:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberinkapisicom.teimg.com/crop/1280x720/haberinkapisi-com/uploads/2025/03/kader-kod-ve-kombinasyon-ucgeni-1.png" type="image/jpeg" length="26359"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Fitre, Fidye ve Zekât Verilirken Aman Dikkat!]]></title>
      <link>https://haberinkapisi.com/fitre-fidye-ve-zekat-verilirken-aman-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberinkapisi.com/fitre-fidye-ve-zekat-verilirken-aman-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zekâtı gizli vermek: Gidersin, fakirin kapısının altından para dolu zarfı bırakırsın. 
Açıktan vermek: Gidersin, kapısını çalarsın, eline parayı verirsin.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<ul>
 <li>Çok özel ve zaruri durumlar hariç; memurlara zekât, fitre ve fidye verilmemelidir. Zira bu durumda olanlar borçlarını er geç ödeme imkânına sahiptir. Maalesef memurlardan zekât alan çok kişi var. Onlara zekât veren de çok kişi var.</li>
 <li>Çocukları tarafından bakılan yaşlı kimselere de vermemek gerekir. Zira fakir olsalar da bakımlarını yapacak kimseleri var.</li>
 <li>&nbsp;Bazı fakir ailelerde ise erkeklere vermemeye dikkat etmek gerekir. Zira bazı erkekler başkasının ibadeti olan zekât, fitre ve fidye parasını 80 liralık sigara paketine çok rahat bir şekilde harcayabiliyor. Böyle durumlarda gıda kolisi vermek daha makul bir çözümdür. Ya da evin hanımına teslim etmek gerekir. İnşallah o da makyaj malzemesine harcamaz.</li>
 <li>Düşünsenize kendisine zekât verdiğiniz adam üç gün sonra İphone alıyor. Velev ki, ikinci el olsun. Böylesi fuzuli ve gösterişli harcaması olan birine nakit para yerine, gıda kolisi ya da market fişi verilebilir.</li>
 <li>Zekât verecek kişi, zekât vereceği zaman onu kırk parçaya bölmesin. Bir ya da iki parça halinde kirasını ödeyemeyen birinin kirasını versin. Elektrik, su, doğalgaz gibi faturasını ödemesi için topluca versin. Tabi, onun borcunu ödemeyip televizyon almaya niyeti varsa, bu durumda ev sahibini bulup kirasını ödesin...</li>
 <li>Öncelikle namazını kılan, örtüsünü giyinen, ahlakı düzgün, temiz, doğru sözlü ve sigara içmeyen birisini tercih etmek gerekir. Yoksa senin ibadet paranı alıp şaraba vermesi, sigaraya vermesi, at yarışına harcaması, makyaja harcaması hoş bir şey değil. Sonuçta bu para sıradan bir yardım değil, bir ibadetin gereğidir.</li>
 <li>Borcundan dolayı iş yapamayan esnafa zekât verilebilir. Borcundan dolayı hapse düşen kişinin borcu kapatılabilir. Bakkala, fırına, manava borcu olan birinin (fakir ise) borcu kapatılabilir. Haber vermek gerekmez. Temlik yerini bulur.</li>
 <li>Zekâtınızı, fidye ve fitrenizi tanımadığınız bir kuruma vermeyin. Aksi halde zekât paranız gider ama sorumluluk sizden düşmez. Sorumluluk düşmesi için yardım yapacağınız kuruma güven duymanız gerekir.</li>
 <li>İnanın çok mağdur aileler var. Bunları ya bizzat kendiniz bulun ya güvendiğiniz birinden isim, adres alın ya da güvendiğiniz birine teslim edin. Bazıları kendisine emanet verilen zekât, fitre ve fidye paralarını eş, dost, akrabaya veriyor. Gerçek fakirler değil de kendince fakir gördüklerine veriyor.</li>
 <li>Kendi ibadetinizi mümkün mertebe kendiniz yapın. Yazık değil mi size? Zekâtınızı veriyorsunuz. Ama vekil ettiğiniz kişi buna dikkat etmeden zengin fakir, memur, işçi ayırmadan vermiş... Olan sizin ibadete olur. Bu anlamda dikkat etmeniz gerekiyor.</li>
 <li>Kendi köyünüzün zekâtını köyde fakir varken başka yere göndermeyin. İslam’da esas olan, zekâtın bulunduğu yerin dışına çıkmamasıdır. Ama nedense uzaktaki fakir, yakındaki fakirden daha şirin gözüküyor. Herkes kendi şehrinin fakirine yardım ederse karışıklık ve kargaşa da sona erer.</li>
 <li>Zekât ve fitre verirken cümle alem de duysun diye fotoğraf çekmek kadar iğrenç bir şey yoktur. Zekâtı açıktan vermek demek, fotoğraf çekip paylaşmak değildir. Zekâtı gizli vermek şudur: Gidersin; fakirin kapısının altından para dolu zarfı bırakırsın. Açıktan vermek ise şudur: Gidersin kapısını çalarsın, eline parayı verirsin. Bir fakirin evine on tane adamın, madamın reklam amaçlı gitmesi ise bu amelin sevabını alır götürür.</li>
 <li>Gelinime zekât düşer mi? Damada zekât verilir mi? Evet, verilir. Ama ayıp değil mi? Sen zekât verecek durumdasın ama damadını zekâta muhtaç halde bırakmışsın? Bu ayıpla birlikte gelinine de damadına da kardeşine de ver. Hatta istersen hanımına ver. Yeter ki sizin aileden başka kimse yemesin! Sen iste torunun, nenen için de fetva veririz. Yeter ki sizin ailenin dışına çıkmasın!</li>
</ul>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; <strong>&nbsp; &nbsp;Murat Padak</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Şanlıurfa Diyanet Akademisi&nbsp;Eğitim Görevlisi</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>İSLAM VE KÜLTÜR</category>
      <guid>https://haberinkapisi.com/fitre-fidye-ve-zekat-verilirken-aman-dikkat</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Mar 2025 17:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberinkapisicom.teimg.com/crop/1280x720/haberinkapisi-com/uploads/2025/03/fitre-fidye-ve-zekat-verilirken-aman-dikkat-1.png" type="image/jpeg" length="77292"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Günahlar Kendisini Nasıl Belli Eder?]]></title>
      <link>https://haberinkapisi.com/gunahlar-kendisini-nasil-belli-eder</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberinkapisi.com/gunahlar-kendisini-nasil-belli-eder" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Günahlarımız düşüncelerimiz, hareketlerimize, sözlerimize ve davranışlarımıza yansır. Buna gizli günahlar da dahildir.</p>

<p>Günahlarımız gün geliyor konuşmalarımıza yansıyor. Konuşurken istemsizce gıybete dalıyoruz, istemeden yalana kaçıyor ve farkına varmadan Allah'ın razı olmadığını bildiğimiz yerlere gidiyor.</p>

<p>Bunu fark ettiğin an bil ki günah sesli bir şekilde dışarı çıkmaya başlamıştır.</p>

<p>Bazen de günahlarımız hareketkerimize yansır. Daha önce yapmadığımız nahoş hareketleri yapmaya başlarız. Sebebini iyice kurcalarsak göreceğiz ki günahlarımız hareketlerimize yansımaya başlamış.</p>

<p>Bazen düşüncelerimiz değişir. Daha önce çirkin gördüğümüz bir şeyi güzel görmeye başlamışız. Şiddetle karşı çıktığımız bir günahı şiddetle savunmaya başlamışız.</p>

<p>Zira günah, düşüncelerimizi de ele geçirmeye başlamış. İşte en kötüsü de budur.</p>

<p>Birine, "İslam'a açıkça düşmanlık eden bu kimselerin iş yerlerinden neden alışveriş yapıyorsun" diye sorduğunda sana verdiği cevap şok edicidir. "Çünkü onlardan aldığım deterjan ile gömleğim daha beyaz oluyor..."</p>

<p>Gömleğinin beyazlığını, Müslümanların kefen giymesine tercih ediyor. Yeter ki benim gömleğim daha beyaz olsun! Adam benden kazandığı parayla hangi Müslümana saldırırsa saldırsın önemli değil, benim gömleğimin kokusu ve rengi daha önemli...</p>

<p>Günahlarımız kimi zaman gözlerimizi ele geçirir. Bu nedenle harama bakarız. Kimi zaman elimizi ele geçirir. Bu nedenle harama el uzatırız. Kimi zaman dilimizi ele geçirir. Bu nedenle haramı konuşuruz...</p>

<p>Ama en tehlikeli ele geçirme, aklımızın ve fikrimizin ele geçirilmesi ve işgal edilmesidir.</p>

<p>Haramlar düşüncelerimizi ele geçirdi mi el de gider, göz de gider, ayak da gider, dil de gider, kulak da gider... Tüm hakimiyetimiz gider...</p>

<p>Haramla beslenen kişi, haram düşüncelere kapılır.</p>

<p>Haram sadece ağızdan giren ekmek ve su değildir. Haram, elle de kulakla da dille de gözle de ayakla da vücudumuza girer. Rüşvet elle yapılan bir günahtır. Pis sözler dinlemek, kulakla işlenen bir günahtır. Yalan ve gıybet, dille yapılan bir günahtır...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Murat Padak</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>İSLAM VE KÜLTÜR</category>
      <guid>https://haberinkapisi.com/gunahlar-kendisini-nasil-belli-eder</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Mar 2025 16:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberinkapisicom.teimg.com/crop/1280x720/haberinkapisi-com/uploads/2025/03/gunahlarimiz-davranislarimiza-yansir.png" type="image/jpeg" length="75484"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dininin gereğini yapmak ne kadar zordur]]></title>
      <link>https://haberinkapisi.com/dininin-geregini-yapmak-ne-kadar-zordur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberinkapisi.com/dininin-geregini-yapmak-ne-kadar-zordur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dindar olmayan bir toplumda, din ahlakının yaşanmadığı bir yerde ahlaklı kalmak çok zordur.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bunu en çok dinini yaşamaya çalışan kişi bilir. Dinin emri gereği yakınlarına iyi davranırsın ama karşı taraf nankörlükle karşılık verir. Dinin emrettiği için borç verirsin ama verdiğin borç dipsiz bir kuyuya atılan taşa benzer. Sen dinin gereği iyi davranırsın ama karşı taraf dini tanımadığı için yaptığın her şey karşılıksız kalır.</p>

<p>Dinin gereği yalan söylemezsin ama yalanlarla kandırılırsın. Hep ihanete uğrarsın. İnsanlara güvenirsin. Elinden ve dilinden insanlar emin olur. Senden emin olanlar, senin bu güvenini istismar ederler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sen komşuya iyi davranırsın Allah’ın emri olduğu için. Ama komşun sana her türlü kötülüğü mubah görür. Dostlarına Allah’ın emri gereği iyi davranırsın. Dostların sana ihanet edeceği günü bekler.</p>

<p>Gerçekten din ahlakının yaşanmadığı bir yerde ahlaklı kalmak çok zordur. İbadetlerinizi beraber yaparsınız ama ibadet Allah’a yapılır. Allah’la güya arasını iyi tutmaya çalışan, beraber ibadet ettiğiniz kişi gelir tüm birikiminizi alır gider. İbadet kandırma aracı olur.</p>

<p>Allah emretti diye dürüst olursunuz ama karşı taraf ödemesini yapmaz. Siz ondan alacağınızı ertelersiniz ama o sizi mağdur eder, ödemediği para ile yatırım yapar. Gerçekten Allah’ın emrini yerine getirmek için kendisine karşı doğru sözlü olduğunuz kişilerden darbe yersiniz.</p>

<p>Ortaklık yaparsınız. Siz Allah emretti diye ortağınızdan bir lirayı bile izinsiz almazsınız ama o, sizden bazen habersiz, bazen de göstere göstere malınızı çalar.</p>

<p>Allah emretti diye yardım edersiniz. Fakat kendisine yardım ettiğiniz kişi dilini de elini de sizden sakınmaz. Ona iyilik yapmanızı bir göreviniz olarak görür.</p>

<p>Allah'ın emri gereği müşteriye karşı açık sözlü olursunuz. Ona güvenirsiniz. Sipariş alırsınız ama size karşı dürüst olmaz. Emeğinizi utanmadan ve yüzünüze baka baka yer.</p>

<p>Satıcıya güvenirsiniz. Parayı peşin verirsiniz ama aylar geçer. Sipariş gelmez, paranız kaybolur.</p>

<p>Dindar olmayan bir toplumda dindar kalmak zordur. İyiliğiniz suistimal edilir. Dürüstlüğünüz, saflık ve salaklık olarak görülür.</p>

<p>Evet, konu uzun. Sözün özü, dindar kalmayı size yaşatmayacak olan kalabalık bir çevreniz var...</p>

<p>Onlar gibi yaparsanız zaten çok sorunla karşılaşmazsınız.</p>

<p>Murat PADAK</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>İSLAM VE KÜLTÜR</category>
      <guid>https://haberinkapisi.com/dininin-geregini-yapmak-ne-kadar-zordur</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Mar 2025 13:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberinkapisicom.teimg.com/crop/1280x720/haberinkapisi-com/uploads/2025/03/dininin-geregini-yapmak-ne-kadar-zordur.jpg" type="image/jpeg" length="45130"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Güneydoğu Anadolu'da Seyyidler]]></title>
      <link>https://haberinkapisi.com/guneydogu-anadoluda-seyyidler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberinkapisi.com/guneydogu-anadoluda-seyyidler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Güneydoğu Anadolu'ya gelip yerleşen, sosyal yaşam içerisinde hayat süren, baskın seyyidlik olgusunun bölgeye etkisi ve teseyyüd sorunları.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Arapça <em>sâde</em> fiilinden türetilmiş olup sahip, melik, efendi, büyük bir toplulu­ğu idare eden, kendisine itaat edilen kişi anlamlarına gelen <em>seyyid&nbsp;</em><sup>1</sup> ile yine Arapça <em>şerufe</em> fiilinden türetilmiş olup yüksek konumda olan, onur ve asalet sahibi kişi anlamlarına gelen <em>şerîf&nbsp;<sup>2</sup></em> kelimeleri terim olarak İslam dünyasının her yerinde Hz.Peygamber'in soyundan gelen kimseler için kullanılır.<sup>3</sup></p>

<p>Bununla birlikte, tarihi kayıtlar bize seyyid ve şerîf kavramlarının şümûlünün muhtelif zaman ve fırkalara göre değişik şekiller aldığını, Fatimîler döneminde&nbsp;(297-565/910-1171) ise seyyid deyiminin Hasan ve Hüseyin'in evladına tahsis edilmiş olduğunu, daha sonra da Hasan evladına şerif ve Hüseyin evladına da seyyid denildiğini göstermektedir.<sup>4</sup> Günümüzde Güneydoğu Anadolu’da hem Hasan hem Hüseyin evladı için seyyid kavramı kullanılmaktadır.</p>

<p><img alt="Güneydoğu Anadolu'da Seyyidler" height="367" src="https://haberinkapisicom.teimg.com/haberinkapisi-com/uploads/2025/03/seyyidler.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="745" /></p>

<h3><strong>SEYYİDLERİN GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİNE GELİŞLERİ</strong></h3>

<p>Değişik zaman ve vesilelerle İslam dünyasının her tarafına dağılan<sup>5 </sup>seyyidlerin Güneydoğu Anadolu bölgesine de gelip yerleştikleri görülmektedir. Bölgedeki seyyidlerin göçlerinin Bağdat'tan gerçekleştiği ve bunun orada yaşayan bir hükümdarın yaptığı zulümlerden kaynaklandığı, Güneydoğu Anadolu'da halk arasında yaygın bir kanaattir. Ziya Gökalp, seyyidlere mensubiyeti dolayısı ile ocak olarak kabul edilen ve kendisine hürmet-i mahsusada bulunulan Mardin çevresin­deki <em>Kiki</em> aşiretinin reisi Mehmet Ali Bey'in, Bağdat'tan gelmiş Seyyid Rüstem adında bir dervişin sülalesinden geldiğini söylerken,<sup>6</sup> hem Bağdat'tan göç eden seyyidlere bir örnek vermiş olmakta, hem de daha araştırmasını yaptığı 1922 yılında<sup>7</sup> Mardin yöresinde yaşayanlar arasında bu kanaatin mevcut olduğuna işaret etmiş olmaktadır.</p>

<p>Abbasiler'in en ünlü halifesi Harun er-Reşîd (m.786-813)'in Ehl-i beyt'e ve onları sevenlere zulmetmiş olması<sup>8</sup> da halk arasındaki bu kanaatte doğruluk payının olduğunu göstermektedir. Bu durumda kimi seyyid ailelerinin Harun Reşid döneminin tekabül ettiği miladi sekizinci yüzyılın sonları ile dokuzuncu yüzyılın başlarında Bağdat'tan bölgeye göç ettikleri anlaşılmaktadır.</p>

<p>İlerde kendisinden genişçe bahsedeceğimiz Güneydoğu Anadolu'daki seyyidlerin önemli bir kısmını oluşturan <em>Becirman</em> seyyidlerinin atası Seyyid Bilal'in de Bağdat'tan göç etmiş olduğu halk arasında bilinen bir husustur. Seyyid Bilal'in şecerelerinin orta sıralarında yer alması, onun göçünün hicrî tarihin ortalarında gerçekleşmiş olabileceği hakkında bize bir fikir vermektedir. Mevcut şecerelerin yüz yıl önce yazıldığını varsayacak olursak, Seyyid Bilal'in göçünün hicrî VII. yüzyıla tekabül ettiği ortaya çıkacaktır.</p>

<p>Abbasi halifeliğinin Moğollar tarafından ortadan kaldırıldığı 656/1258 yılına yakın veya onu izleyen tarihlerde de Bağdat'tan bölgeye kimi seyyid göçlerinin olduğu görülmektedir.<sup>9</sup> Bu dönemde gerçekleşen seyyid göçlerine örnek olarak önce Güneydoğu, sonra da Doğu Anadolu'ya yerleşmiş olan Arvasi ailesi verilebilir. Buna göre, Bağdat’'ta Mercan camiinde ilim ve tarikat ile uğraşmakta iken Tatarlar'ın istilasına maruz kalan ve Bağdat'ta oturma imkanı bulamayan ataları Şeyh Kasım-ı Bağdadî, mürşidi Hafîd-i Geylânî Şeyh Abdurrezzak'tan hicret müsadesini alarak Musul vilayetine on beş ev akraba ve taallukatı ile sefere çıkarlar. Üç sene Musul'da Celilzâdeler'in mahallesinde ikamet ettikten sonra Mardin'e, üç ay sonra da Diyarbakır'a hareket ederler. Burada beş sene ilim ve tarikat neşrinden sonra Hazro'ya giderler. Oradan Şirvan, oradan da Mukus (Bahçesaray)'a yerleşirler.<sup>10</sup></p>

<p>İslam'ın ilk dönemlerinde bölgeye yerleşen Bekr b. Vail'in soyundan gelen&nbsp;Benu Bekir, Benu Rebî‘a, ve Benu Mudar kabilelerine mensup Araplar<sup>11</sup> içerisinde bir takım seyyidlerin de yer almış olabileceği muhtemel ise de bunların sayısının çok az olması gerekir. Çünkü göç edenler, adlarından da anlaşılabileceği gibi seyyid olmadıkları gibi, bunların içerisinde Siirt ve Mardin'e yerleşen Hıristiyan Araplar da bulunmaktadır.<sup>12</sup></p>

<p>Görüldüğü gibi seyyidlerin bölgeye gelişlerini tek bir olaya bağlamak ve belli bir tarihle sınırlandırmak doğru değildir. İslamlaşma sürecinde bölgedeki Arap fetihleri neticesinde kimi seyyidler göç etmiş olabilir. Özellikle Abbasiler döneminde gerek Harun er-Reşîd döneminde, gerekse Moğol istilasını müteakip dönemde bölgeye önemli miktarda bir seyyid göçünün gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Bu göçlerin gerçekleşmesinde Şam'ın<sup>13</sup> kuzeyinde ve Bağdat'ın da kuzeybatısında yer alan Güneydoğu Anadolu'nun buralara yakın bir konumda olmasının ve Şam ile Bağdat'ı bölgeye bağlayan işlek ticari yolların mevcudiyetinin de büyük etkisi olmuştur. Bu özelliğinden dolayı bugünkü Güneydoğu Anadolu bölgesi, Batı Anadolu ve Trakya'ya yerleşen seyyidler için bir geçiş noktası olmuştur.<sup>14</sup></p>

<p>Bölgeye gelen seyyidlerin kültürel yapılarında zamanla büyük değişiklikler olmuştur. Siirt ve Mardin gibi daha Emeviler zamanında buralara göç etmiş olan Bekr b. Vail'in soyundan gelen Arap kabileleri arasına yerleşenler dil ve gelenekleri­ni koruyabilmiş iseler de Erzurum ve Erzincan'a göç edenler Türkleşmiş, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da kalanlar ise Kürtleşmişledir.15</p>

<p><img alt="Güneydoğu Anadolu'da Seyyidler" height="675" src="https://haberinkapisicom.teimg.com/haberinkapisi-com/uploads/2025/03/seyyidler-4.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1200" /></p>

<h3><strong>BÖLGEDEKİ SEYYİD PROFİLİ</strong></h3>

<p>Bölgenin seyyid profilinde göze çarpan en önemli öğe <em>Becirman </em>Seyyidleridir. Halk arasında anlatıldığına göre Midyat yöresindeki <em>Gir Beş</em> mevkiine gelen ataları Seyyid Bilal'a, Arba Beyi (günümüzde Midyat'a bağlı bir köy) tarafın­dan adı geçen mevki hibe edilir ve orada bir köy kurulur. Kendilerinden vergi alınmadığı için köye vergisiz anlamında <em>Becirman</em><sup>16</sup> adı verilir. Günümüzde&nbsp;Batman/Gercüş'e bağlı olan bu köyün adı Cumhuriyet döneminde <em>Vergili</em> olarak değiştirilir. Seyyid Bilal’in mezarı bu köydedir. Halk arasında anlatıldığına göre, Seyyid Bilal'in Şeyh Hasan ve Seyyid Ahmed adlarında iki kardeşi; Seyyid Ali, Seyyid Nasır, Seyyid Mirza, Seyyid Hacı Murad, Seyyid Hacı Haşim, Seyyid Kiça ve Seyyid İsmail adlarında 7 çocuğu vardı. Becirman seyyidlerinin bu isimlere nisbet edilen yedi kolu bulunmaktadır.</p>

<p><em>Becirman</em> seyyidleri zamanla etrafa dağılırlar. Seyyid Bilal'in kardeşi Şeyh Hasan kabrinin bulunduğu komşu <em>Batergiz</em> köyüne yerleşir. Günümüzde Gercüş, Dargeçit, Nusaybin, İdil, Kızıltepe, Midyat Cizre ve Silopi civarında önemli miktarda <em>Becirman</em> seyyidleri yaşamaktadır. Bölgede Becirmanlı olsun ya da olmasın, seyyidlerin de yaşadıkları köyler olarak bilinen yerleşim birimleri şunlardır: Banıh, Harabreza, Badaye, Tezhırab, Tılakub, Guhere, Serdef, Batergiz, Bamizrut, Şeta, Gundike Ali, Zinareh, Araban, Memolan, Binardka, Gundike Hede, Gundike Seyyid Silo, Şabani, Arnas, Bilehş, Merce, Ankaf, Basret, Botika, Tiruva, Hanik, Ahmediye ve Kartmin köyleri. Bu seyyidler adları geçen bu köylere nisbet edilerek anılırlar. Nusaybin-Cizre karayolu'nın 45.k.m.'sinde yer alan ve bugün <em>Seyyidler Köyü</em> adını taşıyan köy tamamen seyyidlerden müteşekkildir. Cumhuriyet döneminde bir anlaşmazlık sonucu sözkonusu yere yerleşen bazı seyyidler, öteki yerlerden gelen bazı seyyidlerin de katılması ile bu köyü kurmuşlardır.</p>

<p>Son yıllarda hızlı bir nüfus artışı sonucu il olan Batman şehir merkezine başta Becirman seyyidleri olmak üzere önemli bir seyyid nüfus akın etmiş ve bu seyyidler yoğun olarak İpragaz semtine yerleşmişlerdir. Batman'daki <em>Becirman</em> seyyidleri <em>Seyyid Bilal</em> Derneği'ni kurarak kurumlaşma yolunda da bir adım atmışlardır. Batman'da ayrıca Eruh civarındaki Aval köyüne nisbet edilen seyyidler de mevcut­tur. Midyat şehir merkezinde de seyyidler çoğunlukla kendi adları ile anılan mahallede kümelenmişlerdir.</p>

<p>Güneydoğu Anadolu’da yaşayan Becirman seyyidlerinin nüfusu bir araştır­mada üç yüz bin olarak gösterilmişse de<sup>17</sup> bizce gerçek sayı bu rakamın altında olmalıdır. Çünkü bu sayı Becirman seyyidlerinin yoğun olarak yaşadıkları bölgenin (Midyat ve çevresi) nüfusunun tümüne yakındır. Halbuki bu nüfusun tamamının seyyid olmadığı ve Becirman seyyidlerinin bu nüfusun sınırlı bir yüzdesini oluştur­dukları açıktır. Yukarıda adları geçen yerleşim birimlerindeki Becirman seyyidleri ise o bölgelere seyrek bir şekilde dağılmışlardır.</p>

<p>Şüphesiz seyyidlerin yerleşim alanlarını belli bazı yerlerle sınırlandırmak yanlış olur. Seyyidlerin bölge halkı ile etkileşimi ve özellikle son zamanlarda şehirleşmenin artması ile artık her köy ve şehirde seyyidlerle karşılaşmak mümkün hale gelmiştir.</p>

<p>1- Bölgenin seyyid profilinde göze çarpan bir diğer öğe de, seyyid oldukları söylenen şeyh aileleridir. Seyyidler ve şeyhler arasında şüphesiz çok özel bir ilişki bulunmaktadır. Bunda seyyidlerin zühd ve takvaya meyyal olmaları, ehl-i tasavvu­fun öteki Müslümanlara nazaran Ehl-i beyt’i daha ziyade sevmesi<sup>18</sup> ve seyyid birinin seyyid olmayandan daha hayırlı olduğu düşüncesinden hareketle, bir seyidin seyyid olmayan şeyhe biat etmemesi gerektiği ve böyle bir durumun seyyidlere layık olmadığı şeklindeki düşünceler<sup>19</sup> etkili olmuştur.</p>

<p>2- Yüzyıldan önce bölgede daha yaygın olan Rufâ‘î ve Kâdirî şeyhleri genel&nbsp;olarak seyyid ve şeriflerden oluşmaktaydı.<sup>20</sup> Bir örneği hariç Kadiri şeyhlerin seyyid olduğuna dikkat çeken Bruinessen, bu ilişki hakkında şunları söylemektedir:</p>

<p><em>Birkaç aileye mensup bu Kadiri seyyidleri değer ve az bulunma kuralına dayanarak başkalarına değil, yalnız kendi oğullarının şeyh olmasına izin verirlerdi. Bu ünvanı tekellerinde bulundurmaları sonucu pek çok insan bu düzenle yalnızca seyyidlerin şeyh olabileceğine inanmaya başladılar.</em><sup>21</sup></p>

<p>Ancak Mevlana Halid el-Bağdadi'nin etkisi ile Halidilik ortaya çıkınca seyyid olan bu Kadiri şeyhleri Nakşibendi tarikatına geçiş yaptılar.<sup>22</sup> Yalnız bu geçiş seyyidlerin konumunda bir değişikliğe neden olmadı ve etkinliklerini azaltmadı. Örnek olarak Arvasi ailesini verdiğimizde Mevlana Halid'in halifesi Seyyid Taha en- Nehrî'nin ve Seyyid Sıbgatullah el-Arvasi'nin Nakşibendilikteki konumu ve bunların halk arasında seyyid bilinmesi<sup>23</sup>, bu aileyi bölgenin en kutsal görülen ailelerinden biri haline getirmiştir.</p>

<p>Bölgedeki bütün şeyhler seyyid olmamakla beraber, seyyid olanların sayısı azımsanmayacak bir derecededir. Şeyh Mahmud Nedim, Şeyh Güzel Barslan, Muhammed Şerif Sükuti, Kuddusi Münir ve Şeyh Sadık Diyarbakır’da yaşamış olan seyyid şeyhler olarak bilinmektedir.<sup>24</sup> Arvasi şeyhleri, Arnas şeyhleri, Menzil şeyhleri, Cizre'de Seyyid Kadri, Midyat'ta Serdefli Şeyh Halil ve oğlu Şeyh Beşir, Nusaybin'de Şeyh Ahmed ve soyundan devam edenler (Seyh Beşir, Şeyh Muham- med ve Şeyh Ahmed), Eruh’ta Şeyh Abdal-ı Şavilî ve torunu Şeyh Abdurrahman ile Şeyh Hüseyin-i Basret ve soyundan devam edenler (Şeyh Celâleddin ve Şeyh Muhyiddin), İdil'de Şeyh Hasan, Kurtalan'da Şeyh Hafzullah, Mardin ve çevresin­deki Bube ailesinden Şeyh Seydoş (Yukarıda adı geçen Diyarbakır’daki Şeyh Güzel de bu ailedendir.), Kızıltepe'de (Akrez Köyünde) Şeyh Hüseyin bölgede aynı zamanda seyyid olan şeyh ve şeyh ailelerine örnek olarak verilebilir.</p>

<p>Bölgede şeyhler ile seyyidler arasındaki bu ilişki bir çok yörede halkın şeyhle­rin sadece seyyidlerden olabileceğine inanmalarına yol açmıştır.</p>

<p>3- Bölgede kollektif olarak seyyid olduklarını söyleyen aşiret yapıları da mev­cuttur. Örneğin, Bitlisli Şerefhan 1597'de yazdığı <em>Şerefname</em> adlı kitabında, daha o dönemde, Cizre'ye yakın Gurgil bölgesinde yedi aşiretin var olduğunu ve bunlardan dördünün (Şehreveri, Şehrili, Gurgil ve Isturi aşiretleri) seyyid olduğunu söyler.<sup>25</sup></p>

<p>Günümüzde de seyyid olarak bilinen aşiretler mevcuttur. Şehân ya da Şehî aşireti (Diyarbakır Karacadağ yöresi) ile Sinka aşireti bunlara örnek olarak zikredilebilir. Hatta bölgede adı <em>Seyyidi</em> olan bir aşiret bile vardır. Eloşi, Elşeynan, Cemika, Elmusan, Hısenkan ve Heciyan kabileleri bu aşirete bağlıdırlar. Bunlar Şanlıurfa merkez ilçeye bağlı Üstükale, Mustafacık ve Kırkpınar köylerinde yaşarlar.<sup>26</sup></p>

<p>4- Osmanlılar'ın son dönemlerinde Diyarbakır'da Nakiplik<sup>27</sup> görevini üstlen­miş olan ve bundan dolayı günümüzde Diyarbakır'da halk arasında <em>nakipler ailesi </em>olarak isimlendirilen önemli bir seyyid ailesi daha göze çarpmaktadır. Nakiplik&nbsp;görevini yapmış olmalarından dolayı, Cumhuriyet döneminde Ocak ve Nakipoğlu soyadlarını kullanmaya başlayan bu aileden önemli şahsiyetler yetişmistir. Ailenin günümüzde yaşayan en popüler şahsiyeti, Diyarbakır'da adını taşıyan bir park ile satın alarak restore ettiği eski bir Diyarbakır/Ermeni evi de bulunan Baha Ocak’ın eşi yazar Esma Ocak'tır.28 Ailenin Esma Ocak'tan önceki en büyük temsilcisi, iki dönem (1943-1950) milletvekilliğinin yanı sıra 1984'te ölünceye kadar edebiyat öğretmenliği yapan ve aynı zamanda şair olan Osman Ocak Nakipoğlu'dur.<sup>29</sup> Osman Ocak Nakipoğlu'nun babası Hacı Mes‘ûd Bey başka görevlerinin yanında Diyarba­kır'da Nakîbu'l-eşraflık görevinde de bulunmuştur.<sup>30</sup> Hacı Mes‘ûd Bey'in 1910 yılında ölmesi üzerine Osman Ocak'ın ağabeyi de olan büyük oğlu Bekir Sıtkı Bey Nakîbu'l-eşraflık görevine getirilmiştir. 1919 senesinde yapılan seçimlerde Siverek mebusu seçilen Bekir Sıtkı Bey, İstanbul Büyük Millet Meclisi'nin dağıtılması üzerine Ankara'da toplanan meclise katılmış ve orada 1923 yılına kadar mebus olarak kalmıştır. Bundan sonra Diyarbakır'a dönerek, 1936'da ölünceye kadar nakiplik sıfatıyla Vilayet Meclisi azalığında bulunmuştur.<sup>31</sup></p>

<p>Hacı Mes‘ûd Bey'in dedesi Muhammed Râğıb Efendi, XV. yüzyılda Diyarbakır defterdarı Ahmed Zihnî Bâlî Bey tarafından inşa edilen ve harabeye dönmüş olan Defterdar camisini 1248/1832'de tamir etmiş, ayrıca caminin güneyinde <em>Râğibiyye </em>adında bir medrese yaptırmıştır.<sup>32</sup> Günümüzde halk arasında <em>Nakipler Camisi </em>olarak bilinen bu caminin resmi adı Muhammed Râğıb Efendi'nin adına nisbetle Râğıbiyye camisi olarak değişmiştir. Muhammed Râğıb Efendi'nin kabri, zamanın­da yaptırdığı medresesinin avlusu olan, ancak günümüzde medrese yıkıldığı için caminin haziresi görünümünde olan yerdedir.<sup>33</sup></p>

<p>Nakipler camisinde Ramazan aylarında hatimle teravih kılma geleneği hala devam etmekte, Hz.Peygamber'e ait sakal-ı şerif te bu ailenin maiyetinde bulun­maktadır. Günümüde Diyarbakır'da nakipler ailesi, nakipler camisi gibi kavramlarla günlük yaşam içinde yer etmeye devam eden ve halk arasında Hicaz'dan gelen bir aile olarak tavsif edilen ve bu yüzden kendilerine büyük bir saygı duyulan bu seyyid aileden geçmişten günümüze büyük şairler ve alimler yetişmiştir.<sup>34</sup></p>

<p><sup><img alt="Güneydoğu Anadolu'da Seyyidler" height="715" src="https://haberinkapisicom.teimg.com/haberinkapisi-com/uploads/2025/03/seyyidler-7.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1280" /></sup></p>

<h3><strong>SOSYAL YAŞAMDA SEYYİDLİĞİN ETKİLERİ</strong></h3>

<p>Bölgedeki seyyidlerin sosyal statülerini belirleyebilmek için XVII. yüzyılda Bitlis Emirliği örneğinden hareket edeceğiz. Bu emirlikteki sosyal yapı şu şekilde oluşmuştu: 1. Bey ailesi. 2. Aşiret reisleri ve soylular 3. Beyin kendilerine aylık ödediği aşiret mensubu olmayan sanat ve bilim adamları ile dinsel liderler: Şeyhler, seyyidler ve mollalar.<sup>35</sup></p>

<p>Seyyidlerin bölgedeki bu statülerini daha da belirgin hale getirmek amacıyla&nbsp;şöyle bir sınıflandırmaya gidebiliriz.</p>

<p><strong>Siyasi Elit:</strong> Bunlar Cumhuriyet öncesinde beyler ve ağalar, Cumhuriyet son­rasında ise sadece ağalardır.</p>

<p><strong>Dini Elit: </strong>Bunlar hem Cumhuriyet öncesi hem de sonrası için şeyhler, mol­lalar ve seyyidlerdir.</p>

<p>Öncelikle seyyidlerin siyasi elit ile özel bir ilişkilerinin olduğuna dikkat çek­memiz gerekir. Bitlis beylerinden Ebdal Han Osmanlı Paşası tarafından beylikten uzaklaştırılınca yerine geçecek oğlunun, aralarında Bitlis seyyidlerinin de bulundu­ğu özel bir meclis tarafından seçilmesi,<sup>36</sup> beylerin seçiminde seyyidlerin önemli bir role sahip olduklarını göstermektedir. Seyyidlerin bu beylere ahlakî konularda da danışmanlık yapmış olmaları gerektiği hususu da gözden ırak tutulmamalıdır. Bölgedeki diğer beyliklerde de farklı olmayan bu yapının, hemen hemen Cumhuri­yet dönemine kadar sürdüğünü söyleyebiliriz.</p>

<p>Seyyidler Cumhuriyet öncesinde ve sonrasında, sözleşmeli olarak toprak ağa­larının yanlarında barınan kimi insanların ağalar nezdindeki sorunlarının çözü­münde de arabuluculuk görevi yapmışlardır. Bir seyyidin, toprağından edilen herhangi biri için aracı olarak ağanın yanına çıkması ve bunun sonucunda ağanın kararından vazgeçmesi, avam arasında seyyidlere gösterilen saygının artmasına neden olmuştur.</p>

<p>Seyyidler ağaların kendi aralarındaki anlaşmazlıklarının çözümünde de önemli roller üstlenmişlerdir. Özellikle aşiretler arasındaki bir çok anlaşmazlık şeyh ve mollaların yanı sıra çoğu kez seyyidlerin iki tarafın arasına girmesi ile önlenmiş­tir. Seyyidler, kutsal sayılan yeşil bir simge sayesinde birbirleriyle çatışan, birbirle­rini öldürmek hırsı ile bilenen insanları çatışmadan vazgeçirebilmişlerdir. Çatışma olduğunda seyyid kişi, yeşil takkesini veya yeşil bir bez parçasını uzunca bir sopanın başına bağlar, tarafların arasına girer ve böylece çatışma, yeşil rengin hürmetine, mutlaka durdurulurdu.</p>

<p>Seyyidler sadece büyük çaplı çatışmaları durdurmakla kalmaz, kişisel husu­metleri de sona erdirir, küsleri barıştırırlardı. Kimse seyyidleri kırmaya, onların sözünü geri çevirmeye cesaret edemezdi.</p>

<p>Seyyidlerin dini elitle olan ilişkilerine gelince, seyyid-şeyh ilişkisine yukarıda değinilmiş olduğu için burada ayrıca konu ele alınmayacaktır.</p>

<p>Güneydoğu Anadolu'da, Seyyidler sosyal tabakaları oluşturan öğelerle ilişki­leri sonucu kazandıkları bu konumlarının yanı sıra, sosyal yaşamın değişik alanlarında da etkin olmuşlardır. Seyyidlerin sosyal yaşam içerisindeki bu etkinliği­ni gösteren bir çok husus vardır. Bunlar;</p>

<p>1- Zew Etkinlikleri. Seyyidliğin sosyal yaşam içerisindeki etkinliğinin en önem­li tezahürü, türbeleri etrafından oluşturulan, sosyal ve kültürel bir mahiyet alan etkinliklerdir. Zew adı verilen bu etkinlerde, senede bir defa belli bir yerde ve belli bir zamanda ölmüş seyyid için bir ziyafet merasimi tertib edilmektedir. Güneydoğu Anadolu'da en ünlü zew etkinliği Seyyid Bilal'in anısına Becirman köyünde yapılanıdır. Bu zew her yıl Eylül ayının ikinci haftası Perşembe günü yapılır. Bundan başka Midyat çevresinde Batergiz köyünde Seyyid Bilal'in kardeşi Şeyh Hasan, Sergeli'de de Seyyid Ali için zewler düzenlenir.</p>

<p>Bunların dışında seyyid olduklarını tahmin ettiğimiz, İdil ve Midyat çevresin­de gömülü olan Şeyh Salih, Şeyh Mümine, Elim, Şeyh Gazal ve Pir Kureyş gibi ermiş zatlar için de zew etkinlikleri yapıldığı görülmektedir. Bu zatların seyyid olup olmadıkları kesin olarak bilinmemekle beraber, bölgede seyyid olmayanlar için zew&nbsp;etkinliklerinin yapılmadığına dair yaygın bir görüş vardır.</p>

<p>Zew etkinliklerinin nasıl yapıldığını görmek için <em>Elime Remkesk</em> anısına İdil- 'in on-on beş kilometre güneyinde yer alan Alem dağının zirvesinde yapılan zewi ele alacağız. Katılımı en fazla olan zew Seyyid Bilal zewi olmasına rağmen<sup>37</sup>, Elim zewi dağın tepesinde yapıldığından daha ilgi çekicidir. Halk arasında Elim olarak söylenen bu şahsın asıl adı Alim'dir. Dağın adı da (Alem Dağı) bu şahsın adından gelmektedir. <em>Rem-kesk</em> ise yeşil sarıklı anlamına gelmektedir. Yeşil rengi daha önce de belirtildiği üzere tarih boyunca seyyidlerin alamet-i farikası olmuştur.</p>

<p>Bu zewin vakti yaklaştığında, etkinliklere iki gün kala adı geçen dağın tepe­sinde akşamleyin ateşler yakılarak çevreye zew vaktinin geldiği haberi verilir. Ateşi gören civar köylerdeki insanlar hazırlanıp zew mahalline giderler. Gidenler arasında her kesimden insanlar bulunur. Zew birkaç gün sürer. Anlatıldığına göre önceleri türbenin başında bir ziyafet verilirdi. Ancak zamanla ziyafetle yetinilmeyip başka faaliyetler de gerçekleştirilmiştir. Defler çalınmaya, kasideler söylenmeye, cirit gibi oyunlar oynanmaya ve yarışmalar düzenlenmeye başlanmıştır. Böylece bu zew bir şenlik ve eğlence etkinliği haline gelmiştir.</p>

<p>Normal zamanlarda affedilmeyen kimi davranışlar, zew etkinliklerinde ken­disi için zew düzenlenen şahsın hatırına affedilmeye başlanmıştır. Bu bağlamda kız kaçırma olayına gösterilen tölerans zewlerin en bariz özelliklerinden biri olmuştur. Bölgedeki diğer zewler de hemen hemen bu çerçevededir.</p>

<p>Bir çok kimse için zewler psikolojik açıdan rahatlamaya bir vesile olmaktadır. Bu etkinliklere katılanlar bir yükümlülükten kurtulmuş olduklarını düşünmektedir­ler. Hatta halk arasında “zewe gitmediğimiz için yağmur yağmadı, tahıllarımız yeşermedi, hayvanlarımız öldü” gibi inanışlar yer etmiştir.</p>

<p>Son zamanlarda zewlerin amacından sapmış olduğu gerekçesi ile bazı din gö­revlileri (molla) bu merasimlere karşı çıkmakta ve insanları buna katılmaktan alıkoymaktadırlar. Onlara göre ölüm yıldönümünde böyle bir etkinliğin dinde kesinlikle yeri yoktur. Kaynaklarda böyle bir şey bulunmamaktadır. Selef-i salihîn Hz.Peygamber için böyle bir etkinlik düzenlememiştir. Doğum yıldönümü için mevlid okunmuş, ama ölüm yıldönümü için her hangi bir etkinlik yapılmamıştır.</p>

<p>2- Seyyidlerle <em>ahiret kardeşliği</em> tesisi yoluna gidilmesi. Kaynağını Hz.Muhammed'in muhacirler ile ensar arasında tesis ettiği <em>muâhât</em>’tan aldığını düşündüğümüz bu gelenek uyarınca, bölgede bazı kimseler kendilerinden daha üstün gördükleri seyyidlerle ahiret kardeşliği tesisi yoluna gitmektedirler.</p>

<p>Seyyidlerle ahiret kardeşliği tesisinin en önemli nedeni, onların ahirette ken­dilerine şefaatçi olacakları şeklindeki inançtır. Böyle bir inanışın sonucunda kendisini günahkar sayan bir çok kimse ahiret kardeşi olması için özellikle dini bütün seyyidlere teklif götürür. Seyyid kişi, kendisine götürülen her teklifi kabul etmeyebilir. Bazı durumlarda bu teklif seyyidin kendisinden de gelebilir.</p>

<p>Ahiret kardeşliğinin tesisi çok basit bir merasimden ibarettir. Seyyid kişi, kar­deşlik talebinde bulunan kimseye "Ben seni kendime ahiret kardeşi olarak kabul ettim" der, sonra birer Fatiha okunur ve böylece manevi kardeşlik başlar ve bu durum ölünceye kadar devam eder.</p>

<p>3- Seyyidlerin adları ile yemin edilmesi. Seyyidlerin sosyal yaşam içerisindeki etkinliğini gösteren bir diğer önemli husus, günlük hayatta onların adları ile yemin edilmesidir. Yemin eden seyyidin kendisi de olabilir. Şayet yemin eden seyyid olmayan biri ise, genellikle bulunduğu yerde meşhur bir seyyidin; seyyid biri ise genellikle şeceresinde var olan meşhur bir atasının ismi ile yemin eder.</p>

<p>4- Seyyidlerin isimlerinin çocuklara verilmesi de toplumda sıklıkla görülen bir husustur. Özellikle Becirman seyyidlerinin etkin oldukları bölgede, ataları Seyyid Bilal'in adı yaşatılmak istenmektedir.</p>

<p>Anlatageldiğimiz seyyidlerin bölgedeki profili ve sosyal hayatta seyyidliğin etkileri, halkın seyyidlere atfettiği kutsiyet ve bu çerçevede oluşan kimi batıl inanışlar<sup>38</sup> göz önüne alındığında daha da önem kazanmaktadır. Fakat konuyu asıl önemli kılan husus şüphesiz ki teseyyüd hadisesidir.</p>

<p><img alt="Güneydoğu Anadolu'da Seyyidler" height="719" src="https://haberinkapisicom.teimg.com/haberinkapisi-com/uploads/2025/03/seyyidler-5.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1280" /></p>

<h3><strong>TESEYYÜD HADİSESİ</strong></h3>

<p>Verilen bilgilerden bölgede seyyidim diyenlerin, halkın önemli bir kesimini oluşturduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Sadece Becirman seyyidlerinin nüfusunun abartılı da olsa üç yüz bin olduğu düşünülüyorsa, bölgedeki seyyidlerin sayısı bu rakamın birkaç katı olarak hesaplanabilir. Bunların arasında gerçek seyyidlerin yanı sıra müteseyyidlerin (seyyid olmadığı halde seyyidlik iddiasında bulunanlar)ın da olabilirliği, bir ihtimal ve sorun olarak ortada durmaktadır. Bir sorun olarak geçmişte de mevcut olan teseyyüd hadisesini anlamak için, tarihteki teseyyüd hadisesine biraz eğilmememiz gerekecektir.</p>

<p>Abbasiler'den başlamak üzere Osmanlılar'a gelinceye kadar geçen bütün Müslüman devletlerde, seyyidlere Hz.Peygamber'in soyundan geldikleri için farklı bir muamelede bulunulduğu bilinen bir husustur. Seyyidlere devlet tarafından maaş bağlanması (ganimet ve fey gelirlerinden belli bir pay almaları), vergiden muaf tutulmaları ve askere alınmamaları bu kabilden sayılabilir.39 Seyyidlere tanınan bu tür ayrıcalıklardan yararlanmak için bir çok insanın teseyyüd teşebbüsünde bulunduğu tarihi bir gerçek olarak ortada durmaktadır. Nitekim II.Bayezid devrinde Nikabet teşkilatının yeniden ihdasının nedenlerinden biri de seyyidlik iddiasında bulunan kimselerin varlığı olmuştur.<sup>40</sup> Osmanlılar döneminde sıkı takibat ve teftişlere rağmen yalancı şahitlerle ve çeşitli yollarla ele geçirilen sahte siyadet hüccetleri ile seyyid olduğunu iddia edenler olmuş, diğer yandan bir siyadet hüccetinin geçerliliğine delil olsun diye sahte tomarlar (bahrü'l-ensablar), siyadet silsileleri/şecereleri tertib edilmiştir.<sup>41</sup></p>

<p>Müteseyyidlere mani olmak, haksız yere neseb iddiasında bulunanları ve seyyidler arasına sızmak isteyenleri araştırıp, benzerlerini böyle bir teşebbüsten vazgeçirecek bir ceza ile cezalandırmak Nikabet Teşkilatı'nın başında yer alan Nakibu'l-Eşrafların görevleri arasında yer almıştır.<sup>42</sup> 941/1534 tarihinden ölünceye kadar (980/1572) nikâbet vazifesinde uzun yıllar kalan Taşkendli Muhammed Muhterem Efendi selefi Seyyid Mahmud gibi Ayasofya camii yanındaki evinde sürekli olarak neseb şecerelerine nizam verip ilgisizleri şecerelerden ayıklamak ve soy kütüklerini her türlü sahteliklerden saf olarak koruyarak temessükler vermek<sup>43 </sup>yolu ile teseyyüdle mücadele etmiştir.</p>

<p>Ancak hiçbir zaman müteseyyidlerin önüne geçilememiştir.</p>

<p>D'Ohsson:<strong> "..Onlar (müteseyyidler) ancak şüphe edildikleri ve ele verildikleri zaman&nbsp;tehlikeyle karşı karşıya kalıyorlardı."</strong><sup>44</sup> diyerek kendilerini kamufle ederek ele vermeyenlerin de var olabileceğini ifade eder. Hatta bazı Nakibu'l-eşrafların müteseyyidlerden aldıkları rüşvetler ve devlet erkanından aldıkları mektuplar ile seyyid olmayanlara siyadet belgeleri verdikleri de tarihen sabittir.<sup>45</sup></p>

<p>Görüldüğü gibi geçmişte bir teseyyüd realitesi bulunmaktadır. Cumhuriyet döneminde ise teseyyüd hadisesinde büyük artış olduğu muhakkaktır. Bu dönemde Güneydoğu Anadolu'daki teseyyüd hadisesi ile ilgili olarak şu değerlendirmeleri yapabiliriz.</p>

<p>1- Güneydoğu Anadolu'da günümüzde mevcut kimi seyyidlerin, Cumhuriyet öncesindeki müteseyyidlerin soylarından geldikleri düşünülebilir. Cumhuriyet öncesinde, özellikle de seyyidlerin ilk göçleri zamanında, teseyyüdün bölgeye has bir nedeni, bölge halkının göç eden seyyidlere kucak açmış olması olarak göze çarpmaktadır.<sup>46</sup></p>

<p>2- Daha önceden değindiğimiz gibi gerek Emeviler gerekse Abbasiler zama­nında bölgeye Arap göçleri olmuştu. Bölge halkı göç etmiş olan bu Araplara -bir şekilde Hz.Peygamber ile ilişkilerini kurarak- seyyid gözü ile bakmış olabilir. Günümüzde Kızıltepe ilçe merkezi ve civarında <em>Abdülüsved</em> adıyla bilinen aile seyyid olarak bilinmekte kendileri de böyle kabul etmektedirler. Bunların bölgeye ilk göç eden atalarının siyah bir Arap kölesi olduğu söylenir. Bu anlamı ifade etmek üzere aileye siyah köle anlamına gelen Arapça "el-‘Abdü'l-Esved" adı verilir. Kanaatimizce Arap olan bu aile daha sonra seyyid olarak tavsif edilmiş olmalıdır.</p>

<p>Bununla beraber bölgedeki Araplar arasında bir kısım seyyidlerin olduğu ger­çeğini teslim etmek lazımdır. Çünkü Araplar ile birlikte göç eden seyyidler olabile­ceği gibi, daha sonra göç ederek Araplar'ın arasına yerleşen seyyidler de mevcuttur. Nitekim günümüzde Arapların yaşadığı Mardin, Siirt gibi yörelerde seyyid oldukla­rını söyleyen önemli bir kitle vardır.</p>

<p>3- Cumhuriyet döneminde nikâbet kurumunun ortadan kalkması ile birlikte bir çok insan seyyid olduklarını iddia etmeye başlamıştır.</p>

<p>4- Her ne kadar günümüzde seyyidlere devlet tarafından bir takım ayrıcalıklar tanınmıyorsa da, güneydoğuda seksenli yıllara kadar devam eden şeyh-ağa temelindeki geleneksel yaşam tarzı içerisinde yerini bulan seyyid saygınlığından yararlanmak isteyen bazı kimseler seyyid oldukları iddiası ile ortaya çıkmaya başlamışlardır. Bu gibilerine tanıklık eden insanlar hala yaşamaktadır.</p>

<p>5- Bölgedeki bazı Hırıstiyanlar'ın (Süryani ve Ermeni) Müslüman oldukların­da, geçmişteki durumlarının kendileri üzerinde meydana getirdiği ezilmişlik psikolojisinden kurtulmak ve bir rahatlama içerisine girmek için seyyid olarak ortaya çıkmış oldukları yaşayan tanıkları tarafından dile getirilen bir husustur.</p>

<p>Bir seyyidlik alameti olarak Osmanlı imparatorluğunun başından beri yaygın olan yeşil renk aynı zamanda bir teseyyüd aracı olarak da kullanılmıştır. Nitekim Osmanlı döneminde müteseyyid olduğu tesbit edilen bir kimseye müfettiş vekili Seyyid Hüseyin "<em>Senin baban alamet götürmemiş, sen ne sebeple alamet götürür­sün</em> " şeklinde bir soru tevcih etmiştir.<sup>47</sup> Yeşil alamet Cumhuriyet döneminde de güneydoğu Anadolu'da aynı işlevi görmüş ve hiç şüphesiz teseyyüd için bir malzeme olarak kullanılmıştır.</p>

<p>Bölgedeki seyyidlerin şecerelerine gelince, çoğunlukla seyyidlerde her hangi&nbsp;bir şecereye (nesebname, silsile, soykütüğü) rastlanmamaktadır.48 Bir çok seyyid şecerelerinin var olduğunu ancak kendilerinde bulunmadığını ya da falanca yerde bulunduğunu ifade etmektedir. Cumhuriyet döneminde seyyidleri denetleyen ve teseyyüdü önlemeye çalışan bir kurum olmadığı için, seyyidlerin de ellerinde şecere bulundurma, şecerelerini güncelleştirme, ya da siyadet hüccetleri (bir kişinin nikâbet teşkilatından seyyid olduğuna dair bir belge alması) edinme gibi bir durumları sözkonusu olmamıştır.</p>

<p>Bölgede zamanla seyyid olarak tanınmak için bir kimsenin seyyid olduğu yö­nünde açıklamada bulunması yeterli görülmüş, şecerelerin doğruluğuna ilişkin tüm kuşkuların devre dışı bırakıldığı kollektif bir ön kabul meydana gelmiş ve bu yüzden şecere ile seyyidliğin kanıtlanma zorunluluğu ortadan kalkmıştır. Bölgede kimile­rinde mevcut bir anlayışa göre şeceresiz bir seyyide bizim ne derecede “seyyid değilsin” deme hakkımız varsa, onun da bir o kadar “seyyidim” deme hakkı vardır. Bu anlayışa göre böyle bir kişi seyyidliğini ispatlayamadığı gibi biz de onun seyyid olmadığını ispatlayamayız. Bu yüzden seyyidlik iddiasında bulunan herkese saygı göstermek durumundayız. Yine aynı anlayışa göre, seyyidliği kesin olmayana saygı göstermenin sevabı daha fazladır. Çünkü kişi yakinen seyyid olarak bilinse ona saygı göstermek zaten vaciptir. Şüphe ile beraber saygı göstermenin sevabı ise daha fazla olur.</p>

<p>Seyyidlik bölgenin bir gerçekliği olması hasebiyle, ellerinde belge olmadan seyyidlik ilanında bulunanların bir kısmının gerçekten seyyid olabilecekleri müsellem olmakla beraber, öte taraftan yukarıda anlatılan seyyidlik ilanına karşı mevcut ön kabulün de etkisi ile seyyidlik ilanında bulunan insanların içerisinde seyyid kılığı ve edası ile ortaya çıkan müteseyyidlerin de olduğu, hala hayatta olan tanıklarının da ifade ettikleri bir gerçektir. Nikabet teşkilatının caydırıcılığının zirvesinde olduğu Osmanlı döneminde bile teseyyüd hadisesinin önüne geçileme­mişken, bu konuda hiçbir denetimin olmadığı Cumhuriyet döneminde teseyyüd hadisesinin önüne hiç geçilemeyeceği açıktır.</p>

<p><img align="left" alt="Güneydoğu Anadolu'da Seyyidler" height="508" src="https://haberinkapisicom.teimg.com/haberinkapisi-com/uploads/2025/03/seyyidler-1.png" style="margin-left:10px; margin-right:10px" width="500" /></p>

<p>Teseyyüd hadisesini Güneydoğu Anadolu'da bir realite olarak kabul edersek, bölgedeki seyyid çokluğuna mantıklı bir izah getirebiliriz. Bölgedeki seyyidlerde var olan soylarının tükenmemesi gerektiği şeklindeki yaygın kanaatı da demografik yapılarını etkileyen bir faktör olarak düşünebiliriz. Bu kanat zımnen soylarının çoğalması gerektiği şeklinde bir düşünceyi de beraberinde getirmiş, bu da seyyidlerin çoğalmasında bir etken olarak ortaya çıkmıştır.</p>

<p>Peki seyyid ve müteseyyidlerin iç içe girdiği günümüzde gerçek seyyidlerin müteseyyid olanlarından ayıklanması mümkün müdür? Bu sorunsalın çözümünde başvurulacak ilk merci Osmanlı dönemindeki ilgili kayıtlardır. Bilindiği gibi Osmanlı döneminde her hangi bir nedenden dolayı (şecerelerin kaybolması ya da tutulmamış olması gibi) seyyidliklerini ispat etmek isteyenler; ya İstanbul'da bulunan Nakîbu'l-Eşrafa ya da diğer yerlerdeki Nakîbu'l-Eşraf vekillerine müracat ederek, İstanbul'daki Nikabet Teşkilatı Merkez Dairesinde nakîbu'l-eşrafların tutmuş oldukları Türkiye'deki tüm seyyid ve şeriflerin isimlerini havi sadat defterlerindeki kayıtların esas alınmasıyla, siyadetlerini ispat edebiliyorlardı.<sup>49</sup></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bölgede seyyidlik ilanında bulunanların, varsa şecerelerinin de yardımı ile, Osmanlı'nın son asırlarında yaşayan atalarının isimlerinin tespiti ve bu isimlerin sadat defterlerindeki kayıtlarla karşılaştırılması sonucu, nisbeten gerçek seyyidlerin tespitinde bir sonuca ulaşılabilir. Ne var ki Osmanlı dönemindeki ilk sadat defteri 1570'li yıllara tekabül ettiği için<sup>50</sup> daha önceki dönemlerde ne gibi kayıtların tutulduğu, ilk dönemlerdeki kayıtlarla 1570'li yıllardan sonraki kayıtların birbirini ne kadar tamamladığı sorunları orta yerde durmaya devam etmektedir. Bu yüzden Osmanlı'dan önceki devletlerde var olan Nikabet teşkilatlarınca tutulan kayıtların da bu noktada önemi çok büyüktür. Güneydoğu Anadolu'ya ve burası üzerinden Anadolu ve İstanbul'a göç eden seyyidlerin önemli bir kısmı Abbasi döneminde göç ettikleri için özellikle Abbasiler döneminde tutulan kayıtların, Osmanlı'daki kayıtlarla karşılaştırılması önem kazanmaktadır. Bu konularda yapılacak çalışmala­rın, söz konusu sorunsalın çözümünde önemli katkılarının olacağı açıktır.</p>

<p>Şurası da bir gerçektir ki, yukarıdaki gibi bir çalışma Jeneoloji (Ensab) uz­manlarının yapacakları akademik bir araştırmadan öte bir değer kazanmayacaktır. Çünkü bugün bölgede modern eğitim olanaklarının gelişmesi, kırsal yerleşim alanlarından uzaklaşılması ve seküler itibar kalıplarının yaygınlaşması karşısında seyyidlik kurumu tıpkı şeyhlik kurumunda olduğu gibi, kendi hayatiyetini daha sınırlı bir imaj ile sürdürmeye mecbur kalmıştır.<sup>51</sup> Nitekim bölgedeki çağdaş giyim tarzına geçiş artık bir seyyid portresinin olmazsa olmazı olan yeşil alamet taşımayı ortadan kaldırdığı için, müteseyyidlerin bir teseyyüd aracı olarak bunu kullanma imkanları ortadan kalktığı gibi, müteseyyidlerin muhatabı olan potansiyel halk yığınlarının, yenilikçi İslam düşüncesinin de etkisi ile, seyyidler hakkında sahip olduğu kanaat da ortadan kalkmış gibi görünmektedir. Teseyyüde iten faktörlerin arasında yer alan maddi imkanı ve manevi nüfuzu muhatap kitle artık seyyidlere bahşetmemek te ve bu aynı zamanda teseyyüdün önünü tıkayan bir faktör olarak da ortaya çıkmaktadır. Bu noktada İslam kurumlar tarihinin Abbasiler'den başlamak üzere, Osmanlılar'a gelinceye kadar önemli bir öğesini oluşturan nikâbet teşkilatının onca zaman içerisinde çözemediği teseyyüd sorununu, modern çağa ait dinamikle­rin çözüme kavuşturmaya başladığını söyleyebilecek durumdayız.</p>

<p><strong>Abdurrahman ADAK</strong></p>

<p>Arş. Gör. Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi.</p>

<p><u><a href="mailto:abdurrahmanadak@hotmail.com"><span style="color:#3498db">abdurrahmanadak@hotmail.co</span></a><span style="color:#3498db">m.</span></u></p>

<p></p>

<p><img alt="Güneydoğu Anadolu'da Seyyidler" height="492" src="https://haberinkapisicom.teimg.com/haberinkapisi-com/uploads/2025/03/seyyidler-3-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1000" /></p>

<p>--------------------------------------</p>

<p><sup>1&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </sup>İbrahim Mustafa ve diğerleri, <em>el-Mu‘cemü'l-VaSît</em>, İst. ty., s.461.</p>

<p><sup>2&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </sup>Mustafa, <em>a.g.e.</em>, s.479.</p>

<p><sup>3&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </sup>C.Von Arendok, “<em>Şerif’,</em> İslam Ansk., İst.1997, XI, 543.</p>

<p><sup>4</sup> Murat Sarıcık, <em>Osmanlı İmparatorluğu'nda Nakibu'l-Eşraflık Müessesesi</em>, (Nakîbu'l-Eşraflık), TTK Yay., Ankara 2003, s.4; Cahit Baltacı, "Osmanlılar Döneminde Nakîbu'l-Eşraflık Müessesesi ve Nakîbu'l-Eşrâf Defterleri", <em>IV.Milli Türkoloji Kongresi</em>, 1981, s.1.</p>

<p><sup>5</sup> Sarıcık, <em>a.g.e.</em>, 20, 42</p>

<p><sup>6</sup> Ziya Gökalp, <em>Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler</em>, Sosyal Yay. İst.1992, s.58,65</p>

<p><sup>8</sup> Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmî, <em>İslam Tarihi</em>, sad.M.Rahmi, İst. 1979, s.416.</p>

<p><sup>9</sup> Ferit Aydın, <em>Tarikatta Rabıta ve Nakşibendilik</em>, İst. 1996, s.238.</p>

<p><sup>10</sup> Mustafa Kavuncu, <em>SeyyidAhmedArvasi, Hayatı-Tefekkürü-Eserleri</em>, İst. ty.,s.9.</p>

<p><sup>11</sup> Ramazan Şeşen, "Cezîre", <em>DİA</em>, İst., 1993, VII, 509; Nejat Göyünç, Diyarbakır, <em>DİA.</em>, İst. 1994, IX, 464.</p>

<p><sup>12</sup> M.Fahrettin Kırzıoğlu, <em>Kara-Amid (Diyarbakır) Tarihçesi ve Abidelerinin Küçük Kılavuzu</em>, s.3'ten naklen Kara-Amid dergi komisyonu tarafından yazılan "Şehrimizin Eski Adı Amid, Kara Amid ve Bu Ünvanla Çıkan Eser ve Dergiler", <em>Kara-Amid Dergisi</em>, (yıl:1), İst. 1 Eylül 1956, s.242.</p>

<p><sup>13</sup> Şam'dan bölgeye göç eden Şeyh Hasan b.Seyyid Abdurrahman için bkz. Şerefhan Bidlîsî, <em>Şerefnâme</em>, (çev.M.Emin Bozarslan), Deng yay., İst. 1998, s.190.</p>

<p><sup>14</sup> XIII.yüzyılda Irak'tan Akşehir'e gelen seyyidlerden Seyyid Mahmud Hayrani ve Tacüddîn İbn Seyyid Şemseddin el-Müsta‘cel ibn Rufâî (Bkz.Yusuf Küçükdağ, "Seyyid Mahmud Hayranî ve Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayranî Mahzumesi", <em>İstem</em>, II, 3, Konya 2004) bu güzergahı kullanmış olmalıdırlar.</p>

<p><sup>15</sup> Aydın, <em>a.g.e.</em>, s.238.</p>

<p><sup>16</sup> Buradaki <em>be/bî</em> olumsuzluk eki, <em>cirm</em> vergi yerine kullanılan bir kelime, <em>man</em> kaldılar anlamına gelen bir fiildir. Buna göre kelime <em>be-cirm</em> (vergisiz) <em>man</em> (kaldılar) öğelerinden oluşmaktadır. Bir diğer yoruma göre kelimenin sonundaki <em>an</em> eki Farsça'daki çoğul eki olup kelime <em>vergisizler</em> anlamına gelmektedir. M.Salih Erpolat, <em>cirm</em> kelimesinin vergi anlamına değil, suç anlamına geldiğini ve XV.yüyzıla ait tahrir defterlerinde <em>Babacir</em> olarak geçen köyün adının günümüzde Becirman'a dönüştüğünü, dolayısı ile köyün adına <em>vergisizler</em> anlamını vermenin uygun olmadığını belirtmektedir. (M.Salih Erpolat, <em>Osmanlı Coğrafyasındaki Yer İsimlerini Doğru Tespit Etmenin Zorlukları, Önemi ve Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar</em>, Sosyal Bilimler Araştırma Dergisi, Diyarbakır 2003, s.12.) Ancak biz köyün adına getirilen bu yorumun yerinde olmadığı kanaatindeyiz. Çünkü suç anlamında kullanılan kelime cürm kelimesidir. Cirm kelimesinin ise para cezası anlamında kullanıldığı sabittir. (Bkz.İbrahim Olgun, Cemşit Drahşan, <em>Farsça-Türkçe Sözlük</em>, Elhan kitabevi, Ankara 1984, s.106;) Bu kelime Türkçe'de başkasının yol açtığı zararı ödemek anlamında <em>ceremesini çekmek</em> şeklinde deyim­leşmiştir. (Bkz.T.D.K.Türkçe Sözlük, Ankara 1988, I, 254.) Geçmişte de verginin para cezası ile bir şekilde ilişkisi kurulmuştur. Ayrıca köyün ismi için <em>vergisiz</em> şeklindeki bu izahın yapılması tevatür derecesinde yaygındır. Nitekim Cumhuriyet döneminde köyün ismi bu anlama uygun olarak ilkin <em>Vergisiz</em> olarak, daha sonra da <em>Vergili</em> olarak değiştirilmiştir. <em>Babacir</em>'e gelince bunun başka bir köyün&nbsp;adı olması kuvvetle muhtemeldir.</p>

<p><sup>17&nbsp;</sup>Ahmet Taşğın,"Turabdin-Midyat ve Çevresi İnanç Önderleri", <em>Uluslararası Türk Dünyası İnanç Önderleri Kongresi</em>, Tüksev Yay. Ankara 2002, s.850.</p>

<p><sup>18&nbsp;</sup>Şehbenderzade, <em>a.g.e.</em>, s.394.</p>

<p><sup>19&nbsp;</sup>Muhammed Ebu‘l-Hüda es-Sayyâdî, <em>Dav’u'ş-Şems</em>, yy. ty., s.299.</p>

<p><sup>20</sup> Müfid Yüksel, <em>Kürdistan 'da Değişim Süreci</em>, Sor yay., Ankara, ty, s.87; Aydın, a.g.e., s.239.</p>

<p><sup>21</sup> Martin Van Bruinessen, <em>Ağa, Şeyh ve Devlet</em>, (Çev.Remziye Aslan), Ankara, ty., s.434.</p>

<p><sup>22</sup> Aydın, <em>a.g.e.</em>, s.239.</p>

<p><sup>23</sup> Yüksel, <em>a.g.e.</em>, s.87.</p>

<p><sup>24</sup> Bu şahısların yaşamları hakkında geniş bilgi için bkz.Şefik Korkusuz, <em>Tezkire-i Meşayih-i Amid</em>, İst. 1997.</p>

<p><sup>25</sup> Şerfhan, <em>a.g.e.</em>, s.100.</p>

<p><sup>26</sup> Ahmet Özer, <em>Modernleşme ve Güneydoğu</em>, Ankara 1998, s.129.</p>

<p><sup>27</sup> İslam tarihinde seyyid ve şeriflere ait işleri görmek amacı ile kurulmuş olan teşkilata nikâbet teşkilatı adı verilmiş, bu teşkilatın başında bulunan kişiye de nakîb ya da nakîbu’l-eşraf denmiştir. Geniş bilgi için bkz. Sarıcık, <em>Nakîbu'l-Eşrafhk</em>, s.20-31.</p>

<p><sup>28</sup> Geniş bilgi için bkz. Şevket Beysanoğlu, <em>Diyarbakırlı Fikir ve Sanat Adamları</em>, San Matbaası, Ankara 1997, III, 304.</p>

<p><sup>29</sup> Beysanoğlu, <em>a.g.e.</em>, II, 439-448.</p>

<p><sup>30</sup> Ali Emîrî, <em>Tezkire-i Şu‘arâ-iÂmid</em>, Matbaa-i Amidi, İst. 1328, s.373.</p>

<p><sup>31</sup> Beysanoğlu, <em>a.g.e.</em>, II, 248.</p>

<p><sup>32</sup> Ali Emîrî, <em>a.g.e.</em>, s.372; Beysanoğlu, <em>a.g.e</em>., I, 307.</p>

<p><sup>33</sup> Muhammed Rağıb Efendi'nin mezar taşında şu ibare yazılıdır: <em>Hüve 'l-hallâkü 'l-bâkî, ferîdü dehrihi ve vahîdü ‘asrihi, el-‘âlimü'l-fâzıl, el-muhaddis, sâhibu hâzihi'l-hayrât, mîr, es-seyyid, el-hâc Muham­med Râğıb Efendî ruhuna ve kâffe-i ehl-i îmân ervahına el-Fâtiha. Sene:1265</em> Anlamı: Yaratıcı ve baki olan Allah'tır. O, döneminin yegane şahsiyeti, alim, fazıl, muhaddis, bu hayratın sahibi, mir, seyyid, Hacı Muhammed Râğıb Efenid ruhuna el-Fâtiha. Sene: 1265 (1849).</p>

<p><sup>34</sup> Bu ailenin yetiştirdiği şairler başta olmak üzere Diyarbakırlı Seyyid Şairler konulu araştırmamı sürdürmekteyim.</p>

<p><sup>35</sup> Bruinessen, Martin Van, Ağa, Şeyh ve Devlet, (Çev.Remziye Arslan), Özge Yay. Ankara ty.,s.206.</p>

<p><sup>36</sup> Bruinessen, <em>a.g.e.</em>, s.207.</p>

<p><sup>37</sup> Seyyid Bilal zewi için bkz. Taşğın, <em>a.g.m.</em>, s.850.</p>

<p><sup>38</sup> Bu konuda geniş bilgi için bkz.Abdurrahman Adak, <em>Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Seyyidler ve Halk Üzerindeki Etkileri</em>, (Basılmamış lisans tezi), Ankara 1998, s.17-30.</p>

<p><sup>39</sup> Sarıcık, <em>Nakîbu'l-Eşraflık</em>, s.86-110; Sarıcık, <em>Kurum ve Mahiyet Olarak Ehl-i beyt</em>, (Ehl-i beyt), İst. 1997, s.252.</p>

<p><sup>40</sup> Ali Emiri, <em>Tarih ve Edebiyat Mecmuası</em>, sayı, 19, İst. 1355, s.420-421; Sarıcık, <em>Nakîbu'l-Eşraflık</em>, s.61.</p>

<p><sup>41</sup> Sarıcık, <em>Nakîbu'l-Eşraflık</em>, s.81,140.</p>

<p><sup>42</sup> Sarıcık, <em>Nakîbu'l-Eşraflık</em>; Sarıcık, <em>Ehl-i beyt</em>, s.238.</p>

<p><sup>43</sup> Sarıcık, <em>Nakîbu'l-Eşraflık</em>, s.139.</p>

<p><sup>44</sup> D'Ohsson, <em>Tableau General de I'Emrire Otoman</em>, I-VII, Paris, 1791, IV, 557. (Sarıcık, <em>Nakîbu'l- Eşraflık</em>, s.138'den naklen.</p>

<p><sup>45</sup> Sarıcık, <em>Nakîbu'l-Eşraflık</em>, s.141.</p>

<p><sup>46</sup> Aydın, <em>a.g.e.</em>, s.238.</p>

<p><sup>47</sup> Sarıcık, <em>Nakîbu'l-Eşraflık</em>, s.81.</p>

<p><sup>48</sup> Bölgedeki şecerelere bir kutsallık ta atfedilmektedir. Şecereler herkese gösterilmemekte, kimilerine göre bunun için kurban kesilmesi gerekmektedir. Araştırmalarım esnasında biri yaşlı bir zata, diğeri bir mollaya ait, enleri 15-20 cm., boyları 3-4 m. uzunluğunda iki şecere görebildim. Bunların baş kısımlarında bulunan Ehl-i beyt ile ilgili ayet ve hadislerin yer aldığı dibace bölümünden sonra, şecerede Hz.Peygamber'den başlayarak günümüze kadar gelen seyyidlerin isimleri yer alır. Her ismin altında da o şahsa ait kısa bilgiler yer alır. Bu şecereler kutsal görüldüğü için fotokopilerinin alınması­na ya da üzerlerinde inceleme yapılmasına pek müsaade edilmemektedir.</p>

<p><sup>49</sup> Ali Emiri, <em>Tarih ve Edebiyat Mecmuası</em>, sayı, 19, İst. 1355, s.421; Sarıcık, <em>Nakîbu ’l-Eşraflık</em>, s.142.</p>

<p><sup>50</sup> Sarıcık, <em>Nakîbu'l-Eşraflık</em>, s.141-142.</p>

<p><sup>51</sup> Necdet Subaşı, "Doğu ve Güneydoğu Anadolu Örneğinde Dinsel İtibarın Kategorileri", <em>İslamiyat</em>, II, 3,&nbsp;s.135.</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>İSLAM VE KÜLTÜR</category>
      <guid>https://haberinkapisi.com/guneydogu-anadoluda-seyyidler</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Mar 2025 21:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberinkapisicom.teimg.com/crop/1280x720/haberinkapisi-com/uploads/2025/03/seyyidler-6.jpg" type="image/jpeg" length="82302"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Muazzam Bir Hatim Şekli: Hz Osman Hatmi]]></title>
      <link>https://haberinkapisi.com/muazzam-bir-hatim-sekli-hz-osman-hatmi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberinkapisi.com/muazzam-bir-hatim-sekli-hz-osman-hatmi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hz. Osman (r.a), Kuranı yediye böler, Cuma gecesi Bakara süresini okumaya başlar, Perşembe gece­si hatmi tamamlardı. Yani haftada bir hatmederdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in:</p>

<p><em><strong>“Sizin en hayırlınız, Kur’ân’ı öğrenen ve öğreteninizdir!” </strong></em></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><em>(</em>Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân 21.)<em><strong>&nbsp;</strong></em></p>

<p>Hadîs-i şerîfini rivâyet eden Osman (r.a), Kur’ân-ı Kerîm’e büyük hizmetlerde bulunmuştur. Onun Kur’ân’a çok ehemmiyet verip hizmet ettiğini gören halk da bu yolda yürümüş, idârecilerini örnek almışlardır. Nitekim&nbsp;<strong>Ebû Abdurrahmân es-Sülemî&nbsp;</strong>(r.a), Hz. Osman’ın hilâfet devrinde kıraat hocalığına başlamış ve uzun müddet bu vazîfesine devam etmişti. Zaman zaman, Kûfe’de imâmet ve Kur’ân muallimliği yaptığı mescidi kastederek şöyle derdi:</p>

<p>“–Beni şu makâmımda oturmaya sevkeden şey, Allâh Rasûlü’nün:&nbsp;<strong><em>«Sizin en hayırlınız Kur’ân’ı öğrenen ve öğreteninizdir!»</em></strong>&nbsp;hadîs-i şerîfindeki müjdeye nâil olabilme arzusudur.”&nbsp;</p>

<p>Hz. Osman’ın en mühim hizmetlerinden biri Kur’ân-ı Kerîm’i çoğaltarak belli başlı İslâm merkezlerine göndermesi olmuştur. Yaptığı bu hizmetler sebebiyle “<strong>Câmiu’l-Kur’ân</strong>: Kur’ân’ı Toplayan” vasfıyla tebcîl edilen Osman (r.a), Kur’ân-ı Kerîm ile çok meşgul olduğu için iki Mushaf eskitmişti. Her sabah kalktıklarında Mushaf-ı Şerîf’i hürmetle öpmeyi âdet hâline getirmişti.</p>

<p><strong>Hz. Osman&nbsp;</strong>(r.a), Cuma gecesi Bakara sûresini okumaya başlar, Perşembe gece­si hatmi tamamlardı. Yani haftada bir hatmederdi. Diğer sahabîlerden&nbsp;<strong>İbn-i Mes’ûd</strong>&nbsp;(r.a) da, Kur’ân-ı Kerîm’i cumadan cumaya bir defa, Ramazan’da da üç günde bir hatmederdi.&nbsp;<strong>Muâz</strong>&nbsp;(r.a), üç günden daha kısa sürede bitirmeyi hoş görmezdi.&nbsp;<strong>Temim ed-Dârî</strong>’nin de haftada bir defa hatmettiği rivâyet edilir.</p>

<h3><strong>Muazzam Bir Hatim Şekli</strong></h3>

<p>Selefi salihinin ekserisinin de yaptığı gibi haftada bir hatim eden kişi Kuran’ı yediye böler.<br />
Rivayet edilmiştir ki hz. Osman (r.anh) aşağıdaki gibi hatim ederdi.</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Cuma gecesi Bakara suresinden Maide suresine kadar,&nbsp;</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Cumartesi gecesi En’am suresinden Hud suresine kadar,</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Pazar gecesi Yusuf suresinden Meryem suresine kadar,&nbsp;</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Pazartesi gecesi Ta-ha suresinden Kasas suresine kadar,</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Salı gecesi Ankebut suresinden Sad suresine kadar,&nbsp;</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Çarşamba gecesi Zümer suresinden Rahman suresine kadar,</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Perşembe gecesi Vakıa suresinden Kuran-ı Kerim’in sonuna kadar.</strong></p>
 </li>
</ul>

<p>(Gazali, İhya)</p>

<p>Hz. Osman’ın (r.anh) hatimlerinin şekilleri hakkında daha bir çok rivayetler vardır.<br />
Ruh-ul Beyan tefsirinde zikredildiğine göre, bu şekil üzere hatmedenin duası mutlaka kabul olunur.</p>

<p>Hz. Osman hatimi:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Cuma gecesi: Bakara – Maide</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Cumartesi gecesi: En’am – Hud</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Pazar gecesi: Yusuf – Meryem</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Pazartesi gecesi: Ta-ha – Kasas</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Salı gecesi: Ankebut – Sad</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Çarşamba gecesi: Zümer – Rahman</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Perşembe gecesi: Vakıa – İhlas</strong></p>
 </li>
</ul>

<p>Sureleri okunup hatim tamamlanır. Secdeleri yapıldıktan sonra dua edilir. Her sure bitiminde aşağıdaki dua okunur:</p>

<h3></h3>

<p><img alt="duanın kabülü için okunacak dua" height="479" src="https://haberinkapisicom.teimg.com/haberinkapisi-com/uploads/2025/03/duanin-kabulu-icin-okunacak-dua.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1000" /></p>

<h3></h3>

<h4><strong>Her Sûrenin Bitiminde Yapılacak Duânın Mânâsı:&nbsp;</strong></h4>

<p>“Rahman ve Rahim olan Allah (-u Teâlâ’n)ın ismiyle! Ey Allah! Hamd Sana mahsustur, (başıma gelen belâdan) şikâyet ancak Sanadır, yardım istenecek Zât ancak Sensin. Tevekkül (ve itimad) ancak Sanadır. (Ne kadar yaşasak da ölümümüzden sonra diriltilip) varış(ımız) ancak sana (olacak)dır.<br />
Ey bütün mühim sıkıntılara kâfi gelen! Benim de bu muradım (ı ihsan ederek ban)a kifayet eyle. Ey Allah! Sen beni en sevdiğin işlere muvaffak eyle ve senin muhabbetinden öyle bol bir nasip bana ihsan eyle ki o varken hiçbir vesileye ihtiyaç duyulmasın. O çok yüce ve pek büyük Allah’ın yardımı olmaksızın (hiçbir şeye) güç-kuvvet olamaz.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>İSLAM VE KÜLTÜR</category>
      <guid>https://haberinkapisi.com/muazzam-bir-hatim-sekli-hz-osman-hatmi</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Mar 2025 13:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberinkapisicom.teimg.com/crop/1280x720/haberinkapisi-com/uploads/2025/03/kurani-kerim.png" type="image/jpeg" length="71793"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mehmed Şevket Eygi yazmaları]]></title>
      <link>https://haberinkapisi.com/mehmed-sevket-eygi-yazmalari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberinkapisi.com/mehmed-sevket-eygi-yazmalari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mehmet Şevket Eygi'nin evi; hat levhaları, resimler, objeler çeşitli dönem ve bölgelerden oluşan yüzlerce antika eşyaların bulunduğu bir müze evi idi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="mehmet şevket eygi" height="413" src="https://haberinkapisicom.teimg.com/haberinkapisi-com/uploads/2025/03/resim1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="500" /></p>

<p><em>Âlimin kenzi kütübdür ilminin sermâyesi</em></p>

<p><em>Tuhfe eyledi o kenzi millete hem ümmete</em></p>

<p><em>Dergehinde makbûl olsun hizmeti hem gâyesi </em></p>

<p><em>“Ey Alîm Allâh kerem kıl dü cihânda Şevket'e”</em></p>

<p>Yazılarından tanıdığım merhum Mehmed Şevket Eygi Beyefendi ile tanışmam bu gördüğünüz kıta vesilesiyle olmuştu. Kütüphanesini Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’ne bağışladığını duyunca çok sevinmiş geçmişte herhangi bir yere vakfedilmeyen kütüphane ve koleksiyonların başına gelen kaçınılmaz.</p>

<p>Hoca’nın kütüphanesi gerçekten de “gizli bir hazine” idi. Bunu 2017 yazında Kutlugün Sokak’ta olan müze-evinde yaptığım katalog çalışmasında iyiden iyiye anlamıştım. Yazma eser uzmanı unvanını almadan çok önceleri talebelik yıllarımda İstanbul’un “gizli” kütüphanelerinin peşine düşmüş, bir kısmının tozlu rafları arasında dolaşma imkânı bulmuştum. Merhum Şevket Hoca’nın kütüphanesinin namını ve şöhretini işin erbabı olan hocalar ve üstatlardan çokça işitmiş lakin bir fırsatını bulup görme imkânı bulamamıştım. Hocanın ehibbanından olan dostum Ömer Faruk Demirkan yanlış hatırlamıyorsam 2017 Mayıs ayında beni arayıp Hoca’nın yazmalarının tasnif edileceğini ve bu işi de benim yapmamı rica ettiğini söyledi. Tabii uzun zamandır zihnimin bir köşesini işgal eden ve merakımı mahmuzlayan bu kütüphanenin yazmalarını tasnif edecek olmak büyük bir lütuf ve azim bir nimetti.</p>

<p><img align="left" alt="mehmet şevket eygi" height="422" src="https://haberinkapisicom.teimg.com/haberinkapisi-com/uploads/2025/03/mehmet-sevket-eygi-1.png" style="margin-left:0px; margin-right:10px" width="366" /></p>

<p>Cumhurbaşkanlığı’nın tensibi ve çalıştığım kurumun izni ile 17 Ağustos 2017 günü hocanın Kutlugün Sokak’ta bulunan evinde yazmaların tespit ve tasnifiy­le görevlendirildim. Hoca’nın kütüphanesinde bulunan yazmaları ilk önce tes­pit edecek sonra belli bir usul çerçevesinde tasnifleyip “Mehmed Şevket Eygi Kütüphanesi Yazma Eserler Kataloğu” adında neşredecek daha sonra diğer eserler gibi bunlar da Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’ne devredilecek­ti. Hoca’nın bizden istediği buydu ve bunu olabilecek en kısa sürede istiyordu. Tahmini olarak bana söylediği yazma adedi 300 civarındaydı. Bu sayı doğrul­tusunda kataloğun tamamlanabileceği süreyi merhum Hoca’ya arz ettim ve çalışmalar başladı. Mesaimin haricinde haftanın üç günü hocanın evine gidiyor ve bana tahsis edilen odada yazmaları tasnif ediyordum.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sakın bu tasnif işinin alelade bir katalog çalışması olduğunu sanmayın. Dedim ya hocanın evi bir müze-ev idi; hat levhaları, resimler, objeler çeşitli dönem ve bölgelerden antika eşyaların bulunduğu bir müze. Bundan dolayı Hoca’nın evinde bulunduğum yaklaşık bir seneyi aşkın zamanda yaptığım iş için “Yaz­ma arkeolojisi” demeyi uygun görüyorum. Zira tasnif edeceğim yazmalar evin bana tahsis edilen odasında belli bir düzende olmayıp Hoca’nın kendine has muhafaza yöntemine göre korunmaktaydı. Bu oda öyle bir alandı ki elime aldığım bir yazmanın yanında nadir Selçuklu dönemi sikkelerini görebilir, paha biçilemez siyah astragan bir kürkün altında Nev’izâde Ataî’nin <em>Şakâ’ik Zeyli’</em>ne rast gelebilirdiniz. Bu durum sebebini hocanın talebesi olan arkadaş­lardan sonradan öğrendiğime göre, validesi ebedi aleme intikal ettikten sonra hocanın o odaya pek nadir girmiş olmasıydı.</p>

<p>İşte bu odada çalışıyor, öğlen yemeklerini hocayla beraber yiyor ve o sırada&nbsp;gâh eski İstanbul adetleriyle ilgili bir hatırası gâh güncel meseleler hakkındaki yorumlarıyla ve bunun gibi nice bilgiyle lezzetyâb oluyordum.</p>

<p>“Yazma arkeolojisi” devam ederken şunu fark ettim ki kütüphanede hocanın bana söylediği yazma adedinden çok daha fazla yazma var ve sayılar gün geç­tikçe artıyor. Ayrıca koleksiyonun büyüklüğü ve Hoca’nın mücerredliğinden dolayı yazmaların bir kısmında çeşitli tahribatlar oluşmuş ve gün geçtikçe bu tahribatın boyu artıyordu. Hoca yazmaların bir an evvel tespit edilip kataloğun basılmasını istiyor ben ise katalogdan ziyade eserlerin durumun düzeltilmesini, restorasyonu gerekenlerinin bir an evvel koruma altına alınmasını istiyordum. Bir gün bu durumu Hoca’ya arz ettiğimde kudemanın çoğunda görülen o hâl Hoca’da da zuhur etti ve kendimi “Bana bak” hitabıyla başlayan azar cümlele­rine muhatap buldum. Hoca isteğime karşı çıktı. Bir süre devam eden gerilim eserlerin evden çıkarılmaması ve katalog çalışmasının iptali raddesine kadar geldi. İşte tam böyle bir vaziyette Hoca çalışma masasının arkasında bulunan kitaplıktan bir eseri eline aldı: “<em>Bunu biliyor musun sen, al bunu da ekle</em>.” di­yerek bana uzattı. Hoca’nın verdiği eser Hazret-i Şârih olarak bilinen meşhur Mevlevî şeyhi İsmail Rusuhî-i Ankaravî’nin kendi el yazısıyla olan mecmuası idi. Bu durum kataloğun devam edeceği manasına gelmekle birlikte Hocanın kütüphanesinin ne denli sürprizlere açık bir hazine olduğunu tekrardan anla­mamı sağlamıştı. Hoca merhum -kabri nur dolsun- bizi kırmayıp eserlerin ka­taloglarından evvel restorasyonun yapılmasını kabul etti ve eserler nakledildi.</p>

<p>Dedim ya kütüphane çok ilginç eserlerin bir arada bulunduğu bir deryaydı. Bestekarının el yazısıyla nota mecmualarından tek nüsha hatıratlara, gün yüzü görmemiş divanlardan en eski nüshalara -ki yanılmıyorsam Nâbî’nin meşhur <em>Hayriyye</em>’sinin en eski nüshası Hoca’nın koleksiyonunda bulunmaktadır- de­ğişik evsaf ve türde eseri bir arada barındıran bir kütüphane.</p>

<p>Hocanın evinde çalıştığım dönemde 300 kitabın tespit ve tasnifi bendenize nasip oldu. Tespit ettiğim bazı yazmaların yayına hazırlanması noktasında kendisinden müsaade istediğimde bunu reddetmedi. Eserlerin dijitallerini al­mama izin verdi. Bazılarına takriz yazma istirhamımı dahi konuların hâkimi olmadığından bahisle istemeyerek de olsa yazmayı kabul etti. Hatta İstanbul mahalleleri, sokakları, devlet daireleri vs. birçok önemli bilginin yer aldığı <em>İstanbul Rehberi</em> isimli önemli bir eseri dostum Ömer Faruk Demirkan’la bir­likte neşretmeyi teklif ettiğimizde eserin telif gelirinden bir payın kendisine verilmesi ve bunu düşündüğü bazı hayır işlerinde kullanacağını, onun haricin­de herhangi bir beklenti olmaksızın eserler üzerinde çalışma yapabileceğimizi söylemişti. Lakin ömrü vefa etmedi. İnşallah bağışladığı eserlerin hüsn-i şeha- detiyle yapmak istediği hayırlar kendisinden kabul olunmuştur.</p>

<p><strong>Ensar Karagöz</strong></p>

<p>Yazma Eser Uzmanı, Türkiye Yazma Eserler Kurumu</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>İSLAM VE KÜLTÜR</category>
      <guid>https://haberinkapisi.com/mehmed-sevket-eygi-yazmalari</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Mar 2025 12:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberinkapisicom.teimg.com/crop/1280x720/haberinkapisi-com/uploads/2025/03/mehmet-sevket-eygi.jpg" type="image/jpeg" length="44746"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ramazanı ayını Granada'da geçirmek "Allah'ın bir lütfu"]]></title>
      <link>https://haberinkapisi.com/ramazani-ayini-granadada-gecirmek-allahin-bir-lutfu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberinkapisi.com/ramazani-ayini-granadada-gecirmek-allahin-bir-lutfu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İspanya'daki son İslam toprağı olan Granada kentinde yaşayan Müslümanlar, ramazanı burada geçirmeyi kendileri için "Allah'ın bir lütfu" olarak görüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İspanya'daki 1700'e yakın cami veya mescit arasında ezanın yüksek sesle minareden okunduğu tek İslam ibadet yeri olan Granada'daki Ulu Cami, ramazan boyunca Müslümanların bir araya geldikleri yerlerin başında geliyor.</p>

<p>Granada Ulu Cami cemaati, Endülüs İslam döneminin günümüze kalan en önemli eserlerinden biri olan ve dünyanın 7 harikasından biri olarak tanınan El Hamra Sarayı'nı karşısına alan camide iftarlarını açıyor.</p>

<p>Yaklaşık bir yıl önce Ulu Cami'nin direktörü olarak göreve getirilen Emir Hisham Melara, AA muhabirine, ramazan dolayısıyla faaliyetlerini en üst düzeye çıkardıklarını ve yoğun bir katılımla etkinlikler düzenlediklerini söyledi.</p>

<h3><strong>Granada'daki Müslümanlar hurma, su ve süt ile iftarlarını açıyor</strong></h3>

<p>Geleneksel olarak, hurma, su ve süt ile iftarlarını açtıklarını aktaran Melara, sonrasında Fas'ın geleneksel çorbası&nbsp;<strong>"Harira"</strong>&nbsp;(nohut, mercimek, domates ve erişte ile yapılıyor) ikram ettiklerini aktardı.</p>

<p>Ulu Cami'nin Granada'daki ilk cami olmanın yanı sıra Müslümanların bizzat kendilerinin inşa ettiği Avrupa'daki ilk cami olma özelliğine de sahip olduğunu aktaran Melara,&nbsp;<strong>"Bizim için buraya sahip olmak, ramazanı burada geçirmek Allah'ın bir lütfu."</strong>&nbsp;dedi.</p>

<h3><strong>Şilili Montero, ramazanı kaçırmak istemediğinden bir hafta önce Müslüman oldu</strong></h3>

<p>Son yıllardaki artışlarla yaklaşık 40 bin Müslümanın yaşadığı Granada'da bir hafta önce Ulu Cami'de kelimeişahadet getirerek Müslüman olan Şili vatandaşı Francisco Montero ise&nbsp;<strong>"Aslında bir yıl daha beklemeyi düşünüyordum. Ama ramazan yaklaştıkça sabırsızlandığımı hissettim ve bunu kaçırmak istemedim. İyi ki de beklememişim. Şu anda kendimi daha huzurlu, rahat ve ruhsal olarak daha zengin hissediyorum."</strong>&nbsp;şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İç dünyasında yaşadığı uzun ve yorucu bir yolculuğun ardından İslam'a ulaştığını ve onu tanıdıkça merak ve heyecanının her seferinde daha arttığını anlatan Montero, hayatında ilk kez oruç tutmasına rağmen hiçbir zorluk yaşamadığını ve kendini daha güçlü hissettiğini ifade etti.</p>

<p><strong>"Orucun sayesinde fiziksel olarak vücudumun çok daha dengeli olduğunu hissediyorum."</strong>&nbsp;diyen Montero, iftar, sahur, teravih namazı gibi ramazan ayının dini vecibelerini büyük bir zevkle yerine getirmeye çalıştığını dile getirdi.</p>

<p>Müslüman olduktan sonra Hüseyin ismini seçen Montero, Granada'nın Müslümanlar için kutsal yerlerden biri olduğunu bildiğini ve Müslüman toplumuna en iyi şekilde uyum sağlayabilmek için burayı seçtiğini anlattı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>DÜNYA, İSLAM VE KÜLTÜR</category>
      <guid>https://haberinkapisi.com/ramazani-ayini-granadada-gecirmek-allahin-bir-lutfu</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Mar 2025 21:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberinkapisicom.teimg.com/crop/1280x720/haberinkapisi-com/uploads/2025/03/ramazani-ayini-granadada-gecirmek.png" type="image/jpeg" length="34437"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İDİL'İN MANEVİ FATİH'İ ŞEYH SEYDA]]></title>
      <link>https://haberinkapisi.com/idilin-manevi-fatihi-seyh-seyda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberinkapisi.com/idilin-manevi-fatihi-seyh-seyda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İdile ilk Camiyi yaptıran Şeyh Seyda; ilmiyle ameliyle ve yaşam biçimiyle önce bölge halkı Müslümanların gönlünü fethettiği gibi gayri Müslim Hritiyanların'da gönlünü fethetti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bir zamanlar İdil ilçesi Mardin'e bağlıyken 1990 da Şırnak il statüsüne kavuşunca Şırnak iline bağlandı.</p>

<p><strong>Bir fetih vardır zor kullanarak,</strong></p>

<p><strong>Bir fetih vardır güzel söz kullanarak.</strong></p>

<p>İşte Şeyh Seyda güzel söz ile bölge Müslümanların gönlünü fethettiği gibi gayri Müslimlerin de gönlünü fethetti. O İdil’e eski ismi ile Mardin’e bağlı Hezex ilçesine ilk cami yapılmasına vesile olan kişidir. Onun gerçek ismi Muhammed Sait Seyda El-Cezeri’dir. Fakihlerin halifeleri ona sevgisinden ona hürmetinden Seyda ismini vermişlerdir. Bölge halkı da ismini Şeyh Seyda olarak anmaktadır.</p>

<p>Seyda Din büyüğü, önder, Efendi manasına gelmektedir. Şeyh Seyda’nın İdili manevi fatihi olarak anılır. Şeyh Seyda Cizre'de Bağlarbaşı (Serdehlê) bölgesinden çıkmış insanların gönlünü fetheden manevi bir doktor manevi bir önder olarak bilinir. Tasavvuf ehli büyüklerinden olup ilmiyle ameliyle yetiştirdiği insanların ve güzel sözleriyle güzel ahlakıyla halkın gönüllerini feth etmiştir.</p>

<p>1915 olaylarında bölgenin gayrı Müslimleri olan Süryaniler çok zor bir durumdaydı bazıları farklı ülkelere kaçarken bazıları ise korktuğundan Müslüman olduk deyip öylece kendisini korumaya çalışmışlardı.</p>

<p></p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" src="https://www.youtube.com/embed/93v3h4aEiMg?si=WDBqW9fAbBILGRwS" title="YouTube video player" width="560"></iframe></p>

<p>Kuzey Irak(Federal Kürdistan bölgesi) Zaho/Zaxo papazı anlatıyor.</p>

<p>"Şey Seyda büyük bir zattı bürgün Şeyh Seyda Şırnak'ta hutbe okumak üzere minbere çıktığında cemaate seslenerek haber aldım ki aranızda Mesihiler/Hıristiyanlar var ama korkularından mı biz Müslümanız diyorlar. Şimdi onlar kimse ayağa kalkıp söylesinler, var mı böyle bir şey! Kimse korkudan kalkamıyordu. Şeyh Seyda iki üç defa tekrarlayınca birisi ayağa kalkıp Şeyh evet biz kalben Hristiyan’ız ama korkudan Müslüman olduk der.</p>

<p>Bunun üzerine Şeyh Seyda bundan sonra siz Hristiyan’sınız nereye giderseniz siz hürsünüz size kimse karışamaz dedi.</p>

<p>Şeyh Seyda sadece manevi bir önder değildi bölgede oluşan otorite boşluğu nedeniyle halk düzeni bozulmuş aşiretler bir birine giriyor büyük çatışmalar büyük olaylar yaşanıyordu. Şeyh Seyda hazretleri bu duruma el atıyor aşiretleri barıştırıyor kan davalarını sonlandırıyor ve olayları çözüyordu.&nbsp; Halk arasında hem Pîr/Tasavvuf büyüğü hem Mîr/Milletin önderi görevini yürütüyor bölgenin huzurunu refahını tesis ediyordu. Bunun için halk onun sözünü dinliyor artık gayri Müslimlere kimse karışmıyordu.</p>

<p><img alt="İdilin eski Hıristiyan Belediye Başkanı Şükro/Şükrü Tutuş" height="474" src="https://haberinkapisicom.teimg.com/haberinkapisi-com/uploads/2025/03/sukro-tutus.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="400" /></p>

<p>İdilin eski Hıristiyan Belediye Başkanı Şükro/Şükrü Tutuş</p>

<p>Yine İdilin önde gelen Hıristiyan kanaat önderleri ile alakaları vardı. (İdil eski Hıristiyan yerleşim yeridir.) İdilin eski Hıristiyan Belediye Başkanı Şükro/Şükrü Tutuş'un babası Hanna Sefer ile Şeyh Seyda hazretleri arasında daima irtibat vardı. Şeyh Seyda hazretleri İdilden 15-20 km uzaklıkta Serdehlê köyünde ikamet ediyor medresesi (Fakelere/Öğrencilere orada ders veriyordu)</p>

<p>Hıristiyan kanaat önderi Hanna Sefer her yaz aylarında kuru üzüm vaktinde Şeyh Seyda hazretlerini ziyaret eder ona öğrencilere sandıklarla kuru üzüm hediye olarak götürdü. Şeyh Seyda hazretleri de bun altında kalmaz ve buna mukabil ona bal hediye ederdi.</p>

<p>Böylece Müslümanlar Tasavvuf ehli büyük âlim Şeyh Seyda hazretleri ile Hristiyan kanaat önderleri arasında irtibat iyice güçleniyordu ve sağlam bağlar oluşuyordu.</p>

<p>1937 de İdil ilçe statüsüne kavuşunca ilçeye Müslüman memurların tayinleri geldi. Bununla birlikte bu Müslüman memurlar için bir cami ihtiyacı hasıl oluştu. Müslüman memurlar Şeyh Seyda hazretlerine giderek Cuma ve beş vakit namaz ibadet yeri için yardım istediler.</p>

<p>Şeyh Seyda hazretleri İdil’de Cami için bir yer ararken, bu durumdan haberdar olan Hıristiyanlar Şeyh Seyda’nın onları koruyup kolladığı ve iyi ilişkiler içinde olduğunun vefa borcunu ödemek için Cami yeri için arsayı Şeyh Seyda hazretlerine hibe ederler. Hristiyan olan birçok taş ustası ve ağaç ustası gönüllü çalışmış sırtlarında taş taşımış ve duvar örmüşlerdir.</p>

<p>Şeyh Seyda hazretlerin İdile yaptırdığı ilk Cami şuan İdil hükümet konağı yanında İdil’in en merkezi yerindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şeyh Seyda Müslümanların gölünü fethettiği gibi Hıristiyanlarında gönüllerini fetih etmiştir. İdil de bir Cami inşa edildiği ve ilçe statüsüne kavuştuğu için Müslümanlar idile yerleşmeye ve nüfus hızla çoğalmaya başlamıştı. Şuan İdil de %95 civarında Müslüman halk yaşamaktadır.</p>

<p>Geçmişte olan Askeri darbeler 90’lı yıllardaki olaylar ve Avrupa’nın Süryaniler için vize kolaylığı sağlaması sonucu İdil merkezden Avrupa’ya çok göç vermiştir. Daha sonraları bunların bir kısmı geri gelerek kendilerine yeni evler inşa ederek yerleşmişlerdir.</p>

<p>Âlim mutasavvıf Şeyh Seyda Hazretlerinin, girişimleri sonucu bölge Müslümanları ve Gayri Müslimler, birlikte şu an huzur içinde yaşamaktadırlar.</p>

<p><span style="color:#3498db"><u><span style="background-color:#ffffff">vasifay@hotmail.com</span></u></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>İSLAM VE KÜLTÜR</category>
      <guid>https://haberinkapisi.com/idilin-manevi-fatihi-seyh-seyda</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Mar 2025 23:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberinkapisicom.teimg.com/crop/1280x720/haberinkapisi-com/uploads/2025/03/idilin-manevi-fatihi-seyh-seyda.png" type="image/jpeg" length="23376"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bu yılda şükür Ramazan’a kavuştuk]]></title>
      <link>https://haberinkapisi.com/bu-yilda-sukur-ramazana-kavustuk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberinkapisi.com/bu-yilda-sukur-ramazana-kavustuk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rahmet kapılarının açıldığı bu ayda Ramazan ayının ilk teravih namazı kılınırken, ilk oruçta İslam aleminin genelinde eda edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Rahmet iklimi Ramazan ayının ilk teravih namazı için vatandaşlar camilere akın etti.&nbsp;</p>

<p>Türkiye’de de kadın, erkek, genç, yaşlı, çocuk her yaştan çok sayıda vatandaş, teravih namazını kılmak için camileri doldurdu.</p>

<p>İlk teravih namazıyla ramazanın coşkusunu yaşamaya başlayan vatandaşlar, tüm İslam alemi ve insanlık için ellerini semaya açtı. Birçok camiye asılan mahyaların ışıkları da yanmaya başladı.</p>

<p>Türkiye’de de kadın, erkek, genç, yaşlı, çocuk her yaştan çok sayıda vatandaş, teravih namazını kılmak için camileri doldurdu.</p>

<p>İlk teravih namazıyla ramazanın coşkusunu yaşamaya başlayan vatandaşlar, tüm İslam alemi ve insanlık için ellerini semaya açtı. Birçok camiye asılan mahyaların ışıkları da yanmaya başladı.</p>

<h1 itemprop="headline">Gazzeliler&nbsp;camilerin enkazında ilk teravih namazını kıldı</h1>

<p>Gazze Şeridi'ndeki Filistinliler, İsrail'in yaklaşık 16 ay süren ağır bombardımanı sonucu yıkılan camilerin enkazı üzerinde ramazan ayının ilk teravih namazını eda etti.</p>

<p>Filistinliler, enkazlar arasında yükselen ezanların ardından ilk teravih için saf tuttu.Gazze Şeridi'nin en büyük ve en eski camisi olarak bilinen <strong>"Büyük Ömeri"</strong> başta olmak üzere İsrail saldırılarında yıkılan camilerin enkazı arasında saf tutan Filistinliler, hep birlikte tekbirler eşliğinde teravih namazını kıldı.İsrail'in camilere yönelik saldırılarında parçalanan halılar veya seccadeler üzerinde namaza duran Filistinliler, kaybettikleri yakınları ve Gazze'de barış için dua etti.Filistinler, gözyaşları içinde <strong>"Allah'ım Gazze'yi ve halkını koru"</strong> niyazında bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>GAZZELİLER BU YIL TERAVİH SEVİNCİ YAŞIYOR</h2>

<p>Gazze'de imamlık yapan Bilal Lahham, AA muhabirine, <strong>"İlk teravih namazını yıkılmış bir camide eda ettik. Geçen yıl ise insanlar, burada teravih kılmaktan mahrum bırakılmıştı." </strong>dedi.Enkaz arasında dini vecibelerini yerine getirdiklerini söyleyen Lahham, <strong>"İşgalcinin camileri yıkması nedeniyle insanlar namaz için yerler oluşturmak zorunda kaldı. Böylece yıkılmış camilerin yakınında teravih için saf tutuldu." </strong>diye konuştu.Gazze'deki Müslümanların bu yıl teravih sevinci yaşadığını vurgulayan Lahham, <strong>"Geçen yıl böyle değildi. Savaş nedeniyle teravihi eda edememişlerdi."</strong> ifadelerini kullandı.Gazze'deki hükümet, İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik saldırılarında, 1129 caminin zarar gördüğünü ve bunlardan 983'ünün tamamen yıkıldığını açıklamıştı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM, İSLAM VE KÜLTÜR</category>
      <guid>https://haberinkapisi.com/bu-yilda-sukur-ramazana-kavustuk</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Mar 2025 20:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberinkapisicom.teimg.com/crop/1280x720/haberinkapisi-com/uploads/2025/03/gazzede-ilk-teravih-namazi.jpg" type="image/jpeg" length="80354"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İSLAM'DA ZEKÂT SİSTEMİ KAPİTALİZMİ VE SOSYALİZMİ BİTİRECEK GÜCE SAHİPTİR]]></title>
      <link>https://haberinkapisi.com/islamda-zekat-sistemi-kapitalizmi-sosyalizmi-bitirecek-guce-sahiptir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://haberinkapisi.com/islamda-zekat-sistemi-kapitalizmi-sosyalizmi-bitirecek-guce-sahiptir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İslami sistem hakkıyla işletilse sosyalizm veya kapitalizm gibi sistemler asla ve asla İslam ülkelerine giremezdi. Yine bu sistem işletilirse bencillik, mal sevgisi, tamahkârlık ve materyalist düşünceler bir Müslümanda asla yer edinemezdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İslam neden 80 gram altını (270.000 TL civarında) birikmiş ve üzerinden bir yıl geçmiş paradan zekât alıyor da 5.000.000 liralık evi olan ya da 1.000.000 liralık arabası olan ama 80-100 gram altını olmayan kişiden zekât almıyor?</p>

<p>Bu sistem hakkıyla işletilseydi sosyalizm veya kapitalizm gibi sistemler asla ve asla İslam ülkelerine girmezdi. Yine bu sistem işletilirse bencillik, mal sevgisi, tamahkârlık ve materyalist düşünceler bir Müslümanda asla yer edinemezdi.</p>

<p>İslam, bir insanın bir yıl boyunca yanında tutabileceği para miktarını (altın ve para cinsi her şey) 80 (bazı alimlere göre 100) gram altın ile sınırlamıştır. Yani bu kadar altın veya buna tekabül eden paranız varsa bunu yanınızda, evinizde, iş yerinizde sadece bir yıl boyunca ücretsiz bir şekilde tutabilirsiniz.</p>

<p>Ancak bir yıl geçtikten sonra bu paranın zekâtını vermek zorundasınız. Yani 80-100 gram altın veya değerindeki parayı yanınızda bir yıl tuttuktan sonra sizin zekât vermeniz farz oluyor. İşte tamda burada şunları söylemek istiyorum:</p>

<p>Mesela üzerinden bir yıl geçmiş 270.000 (80 gram altın) liranız varsa zekât vermek zorundasınız. Hatta eviniz olmasa da arabanız olmasa da zekât vermelisiniz. Ama bir eviniz ve arabanız olsa fakat 270.000 lira paranız olmasa, zekât vermek zorunda değilsiniz?</p>

<p>Şimdi buna sadece yüzeysel baktığımızda bu ne kadar adil bir sistemdir?</p>

<p>İslam, parayı şahıs malı olarak görmez. Parayı; içinde “kamunun da hakkı olan şahıs malı” olarak görür. Kamu hakkının bulunduğu bir malın saklanması İslam'a göre doğru değildir. Ancak bir yıl yetecek kadar ya da olağanüstü durumlarda lazım olacak kadar para biriktirme hakkınız var. Bu da 20 dinar yani yaklaşık 80-100 gram ağırlığında altın değeridir. Bundan fazlası zekata tabidir.</p>

<p>Bir kişi, tüm toplumun hakkı olan bir parayı (270.000) bir yıl boyunca elinde tutarsa, bir yıl sonra o paranın zekâtını vermelidir. Zira bir yıl boyunca tüm millete ait bir parayı kendi menfaati için hapsetmiş oluyor.</p>

<p>Peki, 270.000 lirayı hapseden adam kamuya ne zarar vermiş olur ki? Evet, bir kişi ile zarar olmaz. Ama milyonlarca kişi bu kadar parayı evinde hapsedince tüm insanlar bundan etkileniyor. Piyasada yeteri kadar para dönmediği zaman fiyatlar da ona göre etkileniyor, piyasada parasızlık hali oluşuyor ve paranın olmadığı piyasalarda ekonomik bozulmalar oluyor.</p>

<p>Ancak farzı misal toplam değeri 5.000.000 lira olan ev ve araba sahibi olan kişi ise bu kadar parayı kendinde tutmak yerine sahip olduğu parayı piyasaya sürmüştür. Yani parayı kendisinde saklamamıştır. Ev ve araba ise kamu malı değil, şahıs malıdır. Yani parasının tamamını veya büyük miktarını piyasaya sürmüştür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle İslam'a göre kiralık evde oturan ama bir yıldan fazladır 270.000 lira parayı veya bu değerde altını yanında hapseden kişi, zekât vermelidir. Öte yandan kendi evinde oturan kişinin ek bir geliri yoksa, fakirse, yoksulsa, borçluysa vb. zekât alabilir. Kimden mi? Kirada oturduğu halde evinde nisap miktarı kadar parayı yanında hapseden kişiden. İşte burası önemlidir. Zira ev sahibi olan kişi, elindeki parayı piyasaya sürmüş ve bunun karşılığında oturmak için ev almıştır. Ama kirada oturan kişi ise o veya bu nedenlerden dolayı parayı yanında tutmuş ve ev ihtiyacını da kira yoluyla da olsa karşılamıştır.</p>

<p>İslam, nizam ve kanun olarak muazzam faydalar taşır. Eğer İslam'da zekât sistemi işletilirse o ülkede fakirlik sıfıra düşer. O ülkede para, müebbet hapis cezasına çarptırılmış cani gibi evde hapsedilmez. Aksi halde zekât her sene ondan bir pay alır ve yıllar sonra onu tüketir. Bir adamın farzı misal 200 gram altını olsa her sene zekât verse ilk sene 5 gram altını zekât olarak verir. Böylece yanında 195 gram kalır. Ertesi sene yaklaşık 5 gram kadar daha zekât olarak verir. Bu sefer de 190 gram kalır. Uzun yıllar sana adamın elindeki altın miktarı 80 grama kadar eriyip gider. Zekât onun parasını tüketir. Ama parası ile ev, araba, arsa, bahçe, eşya vb. şeyler almış olsaydı, parası kaybolmazdı.</p>

<p>Ev veya araba konusunda şunu unutmayalım. Ahmet’ten 1.000.000 liralık araba veya 2.500.000 liralık bir ev aldım. Bunun zekâtı nasıl olur?</p>

<p>Eğer ticaret amacıyla aldım ise araba da ev de zekâta tabidir. Bir sene geçtikten sonra bunların değeri de zekâta ilave edilir. Ama ticaret amacıyla değil de oturmak ve binmek için aldıysam, ev de araba da nami olmayan yani gelir getirmeyen mülk sayılır. Bu nedenle de zekâta tabi olmaz.</p>

<p>Ahmet’e 2.500.000 lira para vermiş ve ondan bir ev almıştım. Ahmet bu parayı yanında en fazla bir kameri yıl (354 gün) tutabilir. Bir yıl elinde tutarsa zekât verecek. Ama parayı elinde tutmayıp mesela Ali’den bir araba alırsa, elindeki parayı Ali’ye verdiği için Ahmet bu paranın zekâtından muaf olur. Bu sefer sıra Ali’ye geldi. Ali bu parayı bir yıl yanında tutabilir. Yanında tutarsa, zekât verecek ama piyasaya sürerse zekât vermekten muaf olacak. Zincir böyle devam ediyor. Dikkat ederseniz İslam, evde bir yıl bekletilen ya da ticarette gelir getiren her şeyi zekât kapsamına alıyor. Bu, muazzam bir sistemdir... Yani bu para kimdeyse, o para bir sene sonra zekâta tabi olacaktır. Zekâta tabi olmaması için de piyasaya girmesi gerekiyor.</p>

<p>Bir kimse bir evi veya arabayı kar etmek niyetiyle alırsa bu mal ticaret malı grubuna girer. Bunun da zekâtı verilir. Yani ticaret yapmak için bir araba, arsa, ev ve benzeri bir şey alırsa zekât verecek. Ama oturmak için alırsa, aldığı ev nami olmayan bir özelliğe girdiği için zekât vermesi gerekmez. O para eve hapsedilse ya da ticarete sürüldüğü sürece zekâta tabidir...</p>

<p>Zekat vermek için ev sahibi olmak, evli olmak, ev almaya niyet etmiş olmak gibi şartlar yoktur. Zira bir kimse çok pahalı bir evi almak yerine kirada oturabilir. Nitekim birçok iş yeri sahibi bunu yapıyor. Normalde evi yok ama bu kişi parasızlıktan değil, parasını iş yerine yatırdığından dolayı ev almamıştır. Buna zekat verilmez. Zekat vermesi de gerekir.</p>

<p>Zekât, kişilerin insafına bırakılmayacak kadar önemli bir ibadettir ve kamu sorumluluğudur. İslam'da Hazreti Peygamberin vefatının ardından açılan ilk savaş, fakirlerin hakkı olan zekâtı vermek istemeyenlere karşı açılmıştır.</p>

<p>Dünyada fakirlerin hakkı için zenginlere savaş açan hiçbir nizam, hiçbir kanun, hiçbir anayasa yoktur.</p>

<p>İslam'daki zekât sistemi bile sadece tek başına tüm sosyalizmi bitirecek hikmetlere sahiptir.</p>

<p>Rabbim bizlere İslam'ın hakkını verecek güç versin!</p>

<p>Murat Padak</p>

<p>Diyanet Akademisi Şanlıurfa Dinî İhtisas Merkezi Eğitim Görevlisi</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>İSLAM VE KÜLTÜR</category>
      <guid>https://haberinkapisi.com/islamda-zekat-sistemi-kapitalizmi-sosyalizmi-bitirecek-guce-sahiptir</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Feb 2025 10:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://haberinkapisicom.teimg.com/crop/1280x720/haberinkapisi-com/uploads/2025/02/socialism.webp" type="image/jpeg" length="86915"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
