“Ey insanlar! Sizler sulh ve sükûnet devrindesiniz. Zaman süratle ilerliyor.
Görüyorsunuz gece ve gündüz her yeniyi eskitiyor.
Her uzağı yakınlaştırıyor, her vaadi gerçekleştiriyor.
Öyleyse, Gelecekteki mücadeleler için hazırlanın.
(Sulh ise) yakında miadı dolacak olan bir hazırlanma devresidir. Karanlık geceler gibi işler karıştığı zaman Kur’an-ı Kerim’e sarılınız.
Çünkü o, şefaat eden ve şefaati kabul edilendir. Kendisine uymayanların yenilmeyen hasmıdır”¹ (HADİS)
Allah resulü efendimiz (s.a.v.) Mekkeyi fethettiği zaman “Kanı heder edilenler” hariç tüm Mekkelileri affetmişti. “Haydi, serbestsiniz, sizin için bugün bir kınama yoktur” diyerek sadece Mekke’yi değil gönülleri de fethetmişti. İslam Devrimi o günden bugünlere gönülleri fethederek geldi. Endülüs Emevileri (Gırnata İslam Devleti de dâhil) 800 sene hüküm sürmesi ve Osmanlı’nın 600 yıl hüküm sürmesi fütühat sürecinde hep gönülleri fethederek yoluna devam etmesi sonucudur.
1979 da Humeyni İran da bir İslam Devrimi gerçekleştirdi ancak “İslam Devriminin” gerektirdiği gibi süreci devam ettirmediler. Cezaevlerinde muhaliflere yapılan baskı ve zulümler hatta bu baskıları eleştiren üst düzey devrim yöneticilerinin bile cezalandırılmaları “İslam Devrimini” bugün tartışılacak hatta halkı isyan ettirecek noktaya getirdi. Rahmetli Erbakan Hocanın son zamanlarında “İslam Birliğinin kuruluşunu geciktiremeyiz” diyerek en son yaptığı İran ziyaretinden sonra İran rejiminin halkına karşı takındığı tavırlarında ciddi bir değişim olduğu ve hatta dışarıya karşı (Ehli Sünnet olan İslam Dünyasına) Ayetullah düzeyinde mezhepsel mesajlar vererek hem içeride birliğin ve hem dışarıda İslami birlikteliğin sağlanmasına yönelik söylemlerine şahitlik ettik.
İran rejimi içerideki muhalif sesleri kontrol etmeyi bir baskı unsuru ile değil de ara sıra onların seslerinin yüksek düzeyde çıkmasını sağlayarak bir yandan gazlarını alıp diğer yandan isyan ateşine benzin döken Mossad ajanlarını iyot gibi açığa çıkmasını sağlamıştır. İran üzerine değerlendirme yapılırken şu asla göz ardı edilmemelidir: Her ne kadar şuan bir İslami rejim ile yönetilse de İran binlerce yıllık Pers geleneğine bağlı, güçlü bir istihbarat ve Devlet geleneğine sahiptir. Halkı da aynı bizde ki gibi yönetimlerine her ne kadar muhalif olsa da dışarıdan gelecek bir müdahaleye karşı halkın bütün unsurları ile karşı koyacak bir anlayışa ve geleneğe sahiptir.
ABD 90 lı yıllarda Savunma Eski Bakanlarından Robert M. Gates’e CIA de İran üzerine bir Rapor hazırlattırır. CIA de oluşturulan “İran Çalışma Kolu” masasında bu rapor hazırlanıp ABD Başkanına sunulur. Rapor özetle şunu söylüyor: “İran rejimi her ne kadar halkın memnuniyetsizliği ile karşı karşıya olsa da dışarıdan yapılacak bir müdahale ile yıkılması mümkün değildir. Çünkü İran halkı kadim geleneklerine bağlı bir halk olup dışarıdan gelecek bir müdahale ile Rejim halk üzerindeki tahkimatını daha da sağlamlaştıracaktır.” Peki, ne yapılmalıdır sorusuna şu cevabı veriyor: “İran üzerine uygulanan ambargonun gevşetilerek seçkin/seçici bir ilişki kurularak ticaret ve diğer kültürel kanallar ile İran halkı ile temas kurup İran rejimine karşı içeriden müdahale yapılması daha doğru olacak ve daha net sonuçlar alınabilecektir.” Denilmektedir. (Konu ile ilgili detaylı bilgiye Zbigniew Brezezinski’nin “İranın Zamanı Geldi” kitabından ulaşabilirsiniz.)
İran rejimi buna karşılık olarak yaşanabilecek tüm protesto/eylem/halk isyanı vb. hareketlenmeleri serbest bırakmış tamamen kendi kontrolünde gelişmesini sağlamıştır. İşte yazımın başında belirtmiş olduğum üzere Yönetim bunu bir strateji dâhilinde yönetmiş ve halk hareketlenmelerinin hiçbir zaman rejim için bir tehlike unsuru olmasına fırsat vermemiştir. Rejim zaman zaman yönetime reformist Muhammed Hatemi gibi Cumhurbaşkanlarının gelmesini de sağlayarak muhalif halkın gazını almasını bilmiştir.
İran’ın bugün 90 Milyona dayanmış bir nüfusu var. Yerel kaynakların verdiği bilgilere göre eylemlere katılan 150-200 bin civarında bir halktır. Bu da nüfusun %1 ine bile tekabül etmemektedir. Rejim lehine yapılan gösteri ve yürüyüşlere milyonlarca insan katılarak hem dışarıya hem içeriye karşı net mesajlar ara sıra verilmektedir. İşte bundan dolayı bugün dış kaynaklara ve muhalif ajanslara bakarak İran da bir “Karşı Devrim” beklemek mümkün değildir.
1. (Kandehlevi, M.Y, Hadislerle Müslümanlık, Kalem yayınevi, İstanbul, (1980), C:1, S:1783. )