(يَدْرُسُ الْإِسْلاَمُ كَمَا يَدْرُسُ وَشْىُ الثَّوْبِ؛ حَتَّى لاَ يُدْرَى مَا صِيَامٌ وَلاَ صَلاَةٌ وَلاَ نُسُكٌ وَلاَ صَدَقَةٌ. وَلَيُسْرَى عَلَى كِتَابِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ فِي لَيْلَةٍ. فَلاَ يَبْقَى فِي الْأَرْضِ مِنْهُ آيَةٌ. وَتَبْقَى طَوَائِفُ مِنَ النَّاسِ؛ اَلشَّيْخُ الْكَبِيرُ وَالْعَجُوزُ؛ يَقُولُونَ: أَدْرَكْنَا آبَاءَنَا عَلَى هَذِهِ الْكَلِمَةِ: لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ؛ فَنَحْنُ نَقُولُهَا)

Gün gelecek elbisenin üstündeki nakış izinin silinmesi gibi İslam silinecektir. Öyle ki oruç nedir, namaz nedir, hac nedir, sadaka ve zekât nedir bilinmeyecek! Allah Azze ve Celle’nin gönderdiği kitap bir gecede ortadan kaldırılacak ve yeryüzünde ondan bir ayet dahi kalmayacak. Yaşlı adamlardan ve koca karılardan bazısı hayatta kalacak ve şöyle diyecekler: “Biz babalarımızın “La ilahe illallah” dediğini gördük. Biz de onların dediğini tekrar ediyoruz.” (İbni Mace, 4049.)

Ne kadar düşündürücü bir hadis değil mi? Bir ülkede İslam’dan hiçbir iz kalmaması. Evet, dünyanın birçok ülkesinde bu hadiste bahsedilen olaylar yaşandı. Endülüs’te yaşanmadı mı? Rusların işgali altında kalan topraklarda yaşanmadı mı? Bu topraklarda ve Balkanlarda yaşanmadı mı? Küfrün eline geçen ve ahalisi ya kılıçtan geçirilen ya da İslam’dan uzaklaştırılan topraklarımız yok mu?

Kimi yerlerde İslam’a dair tüm izler silindi. Camiler kaldırıldı, Müslüman mezarlığı tahrip edildi, dinî kitaplar yakıldı ya da yasaklandı, din adamları asıldı ya da sürgün edildi, dini çağrıştıran isimler ve unvanlar kaldırıldı ve din tamamen hafızalardan silindi.

Kimi yerlerde ise İslam ve Kur’ân silinmedi. İslam kaldı ama sadece ismi kaldı. Kur’ân kaldı ama sesi ve yazısı kaldı. Ahkamı ve ahlakı, ibadeti ve inancı kalmadı. Mezarlıklarda ölülere, hastanelerde hastalara, açılışlarda izleyicilere, yarışmalarda dinleyicilere, camilerde cemaate okunan bir Kur'ân kaldı. Miras ayetleri okundu ama mirasla amel edilmedi. İçkiyle ilgili ayetler okundu ama içki terk edilmedi. İhlasla ilgili ayetler okundu ama ihlasla amel edilmedi…

İDİL'İN MANEVİ FATİH'İ ŞEYH SEYDA İDİL'İN MANEVİ FATİH'İ ŞEYH SEYDA

Ziyad bin Lebid dedi ki: “Resulullah (s.a.s.) ilmin kaybolmasından bahsetmişti. Dedim ki: Ey Allah’ın Resulü! Bizler Kur’ân’ı okuyoruz. Kıyamete kadar onu çocuklarımıza ve torunlarımıza da öğreteceğiz. Böyleyken ilim nasıl kaybolur?” Resulullah (s.a.s.) dedi ki: “Anan ağlayasıca Ziyad! Ben de seni Medine’nin en bilginlerinden sanırdım. Şu Yahudiler ve Hıristiyanlar Tevrat’ı ve İncil’i okumuyorlar mı? Okuyorlar ama ondaki hiçbir şeyle amel etmiyorlar.” (İbni Mace, 4048.)

Evet bazı ülkeler için de Kur’ân’ın kaybolması budur. Kur’ân’ın sesi vardır ama hayatta bir karşılığı yoktur. Kitaplarda diridir ama kalplerde ölüdür.

Rabbimiz! Kaldıramayacağımız yüklerle bizi sınama ve bizi Kur'ân’dan mahrum eyleme!