Sürekli kimyasal gübre atılan topraklarda mikrobiyolojik yaşam (solucanlar, faydalı bakteriler, mantarlar) ölür. Toprağı sünger gibi bir arada tutan organik madde yok olunca; toprak sıkışır, sertleşir ve adeta taş gibi kireçleşir. Kimyasal gübrelerin içindeki tuzlar toprakta birikir; toprak tuzlanır. Kökler bu sert tabakayı delip derinlere inemez, sıkışan toprakta hava ve su sirkülâsyonu biter.
"İçi Boş Kasa" Sendromu (Gizli Açlık)
Sertleşen ve tuzlanan toprakta bitki, "ne bulup da alacak?" durumuyla baş başa kalır. Toprakta çinko, demir veya magnezyum olsa bile, kireç ve yüksek pH nedeniyle kökler bunları bağlandığı yerden söküp alamaz. Bitki hayatta kalmak ve dışını süslemek için bulabildiği azotu ve suyu hızla içine çeker. Dışarıdan bakıldığında kocaman, parlak ve kusursuz görünür. Ancak hücrelerinin içi minerallerle değil, suyla doludur. Ben buna ‘boş petek’ tabirini kullanıyorum. Arı çalışıyor, peteği süslü bir şekilde örüyor ama içini dolduramıyor. Aromayı veren kükürt, direnç veren çinko eksik olduğu için o ürün tatsız, tuzsuz bir "çöp" haline geliyor. Bilimde buna bitkinin "gizli açlığı" denir.
Hayvana ve İnsana Geçen Eksiklik
Topraklarımızda yetişen meyveler, sebzeler gibi bitkilerde verimsiz birer boş petek (bitki hücrelerinin içi boş yani suyla dolu) dediğimiz sınıfa girer. topraklarda yetişen otu yiyen hayvan da aslında karnını doyurur ama beslenemez. Hayvanın bağışıklığı düşer, sık hastalanır. Kobalt, çinko veya selenyum eksik olduğu için eti sert, sütü kalitesiz ve verimsiz olur. Son halkada biz o eti, sütü ve sebzeyi yediğimizde kronik olarak mineralsiz kalırız. Günümüzde insanların sürekli çinko, magnezyum, B12 veya demir takviyeleri almak zorunda kalmasının temel sebebi, beslendiğimiz toprakların bu şekilde sömürülmüş ve çölleştirilmiş olmasıdır.
Bilinçsiz Azotun Toprağa Verdiği Zehir
Çiftçi azotu bodoslama tarlaya bahçeye attığı zaman ağacın marul gibi fırlayan o 2 metrelik sürgünlerini "başarı" zanneder. Oysa bilinçsiz azot, bitki hücrelerinin çeperini kalınlaştırmaz inceltir; hücrelerin içini sadece saf suyla doldurur. Bitki adeta ödem toplamış, havale geçirmiş bir hasta gibi şişer. Hücre araları sulu ve gevşek olduğu için; meyve etinin lif yapısı çöker, süngerleşir. Hasat zamanı daha dalından koparırken meyve parmaklarının arasında ezilir, saniyeler içinde mosmor berelere dönüşerek çöp dönüşmeye başlar.
Bahçede/Tarlada Böcek ve Sinek Çeken Paratoner
Bilinçsiz azotla şişirilmiş, içi su dolu, gevrek ve sulu yapraklar ile körpe sürgünler; doğadaki tüm yaprak bitleri, kırmızı örümcekler ve emici böcekler için dünyanın en lezzetli "açık büfe ziyafetidir". Ağaç kendi savunma mekanizmasını (lignin ve kuraklık zırhını) kuramadığı için bahçeye çılgınlar gibi hastalık çeker. Çiftçi bu sefer o kendi davet ettiği böcekleri öldürmek için tonlarca zehirli ot ve böcek ilacı (pestisit) atar; hem cebini batırır hem toprağı tamamen zehirler.
Toprağı Taşlaştıran Tuz Tuzağı
Amonyum sülfat, amonyum nitratın sinsi tuz endeksi ve çiftçinin yanlış kullanımları da eklenince, toprağın altındaki o canım mikoriza mantarlarını ve azot bağlayan faydalı bakterileri asit gibi yakarak katleder. Canlı organizma ölünce toprak nefes alamaz, gözenekleri kapanır. ve Konya’da, Malatya’da, Eskişehir’de gördüğümüz o “betonlaşmış, taş kesilmiş, bembeyaz kireç bağlamış” ölü kaya gibi yatan toprak yapıları ortaya çıkar. Çiftçi toprak taşlaştıkça "verim alamıyorum" diye daha büyük traktörler alır, daha çok kimyasal gübre atar; sinsi bir kısırdöngüyle kendi toprağının katili olur.
Kanser Bombası (Nitrat Yıkanması)
Toprağın bağlayamadığı, o uçup gidemeyen fazla kimyasal azot, ilk yağmurla beraber toprağın derinliklerine süzülür ve yer altı içme sularına karışır. O sulardan beslenen insanlarda ve hayvanlarda Nitrat Zehirlenmesi ve kanser vakaları patlar. Bilinçsiz azot sadece ağacı değil, insanlığı da zehirler.
Çiftçilerin sıkça dile getirdiği "Yazın ağacı sürekli suluyorum ama yine de susuz kalıyor, yaprak büzüyor" şikâyetinin arkasındaki sinsi gerçek, bu gübrelerle toprağa bilinçsizce atılan yoğun tuzdur. Tuz, ozmotik basıncı bozarak ağacın suyu emmesini engeller, toprağı taşlaştırır ve mikroorganizmaları öldürür. Türkiye’de tarım alanları küçülmesine rağmen yıllık kimyasal gübre tüketiminin sürekli artması, toprağın verimsizleştiğinin ve kilitlendiğinin en somut kanıtıdır.
Peki, çözümü var mı? Vardır. Üzerinde çalışıyoruz. Yakın bir zamanda o konulara da gireceğiz.