İnsan bazen durup düşünmeli...

Bu dünyaya neden geldiğini, nereye gittiğini ve bugün peşinden koştuğu şeylerin yarın kendisine ne kazandıracağını...

Çünkü hayat, göz açıp kapayıncaya kadar geçen kısa bir misafirlikten ibarettir.

Nice insanlar vardı ki dün aramızdaydılar; bugün ise isimleri hatıralarda kaldı. Nice planlar, nice hayaller, nice dünya meşguliyetleri vardı ki ölüm gelip hepsinin üzerine sessizce bir perde çekti.

İşte böyle bir hakikatin eşiğinde, ümmetin büyük imamlarından İmam Şâfiî Rahmetullahi Aleyh son günlerini yaşıyordu.

Talebesi Müzenî kendisine:

"Ey Ebû Abdullah, sabahı nasıl ettin?" diye sorduğunda aldığı cevap, asırlardır gönülleri sarsmaya devam etmektedir:

"Dünyadan göçücü, kardeşlerden ayrılıcı, Rabbimin huzuruna varıcı, ölüm kadehini içici ve amellerimle karşılaşımcı olarak sabahladım."

Ne büyük bir muhasebe...

Ömrünü ilimle geçirmiş, Müslümanların mezheb imamların'dan bir zat bile kendisini emniyette görmüyor.

Çünkü Allah dostları amellerine değil, Allah'ın rahmetine güvenirler.

Bizler ise çoğu zaman yarını garanti görür gibi yaşıyoruz.

Ölümü başkalarına yakıştırıyor, kabri uzak bir ihtimal gibi düşünüyoruz.

Halbuki ölüm bize şah damarımızdan daha yakındır.

Bir gün herkes son nefesini verecek...

Bir gün herkes sevdiği insanlardan ayrılacak...

Bir gün herkes dünya ile arasındaki son bağı koparacak...

Ve o gün hiç kimse yanında malını, makamını, ününü veya alkışlarını götüremeyecek.

Götüreceği tek şey; ihlasla yapılan ameller, samimi gözyaşları ve Allah için taşınan bir kalp olacaktır.

İmam Şâfiî Rahmetullahi Aleyh'in nasihatleri de işte bu hakikatin etrafında şekillenmektedir:

"Ahireti kalbinde canlandır. Ölümü gözünün önünden ayırma. Allah'ın huzurunda duracağın günü unutma."

Çünkü ölümü hatırlayan kalp dünya sarhoşluğundan uyanır.

Ahireti düşünen insan, nefsinin her isteğinin peşinden gitmez.

Hesap gününü unutmayan kimse, diline de kalbine de sahip olmaya çalışır.

Sonra İmam Şâfiî Rahmetullahi Aleyh bize adeta bir müminin portresini çizer:

"Dilin doğruluk olsun...

Direğin vefa olsun...

Meyven merhamet olsun...

Elbisen takva olsun...

Zırhın tevekkül olsun..."

Ne güzel bir ölçü...

Bugün insanlar dış görünüşlerini süslemek için saatlerini harcıyor; fakat kalplerini güzelleştirmeye ne kadar vakit ayırıyor?

İnsanlar evlerini korumak için sağlam kapılar yaptırıyor; fakat günahlara karşı kalplerini ne ile koruyor?

İmam Şâfiî Rahmetullahi Aleyh'in cevabı açıktır:

Sadaka korunağın olsun...

Hayâ komutanın olsun...

Tevekkül zırhın olsun...

Kur'an dostun olsun...

Allah ise sırdaşın olsun...

İşte o zaman insan yalnız kalmaz.

Çünkü Allah ile dost olanın bütün yalnızlıkları sona erer.

Yazının sonunda kendimize şu soruyu sormadan geçmeyelim:

Eğer bugün bize de "Sabahı nasıl ettin?" diye sorulsaydı, nasıl cevap verirdik?

Dünyaya mı yakınız?

Yoksa Rabbimize mi?

Kalbimiz dünyanın peşinde mi koşuyor?

Yoksa ahirete hazırlanıyor mu?

İmam Şâfiî Rahmetullahi Aleyh'in ölüm döşeğinde yaptığı muhasebe, aslında her müminin her gece yatmadan önce yapması gereken muhasebedir.

Rabbim bizleri ölümü unutmayan, ahireti kalbinde taşıyan, Kur'an ile yaşayan ve huzuruna yüz akıyla çıkmaya çalışan kullarından eylesin.

Âmin.