“Ey kavmim şu dağın ardından size doğru gelmekte olan düşman ordularının gelmekte olduğunu haber versem bana inanır mısınız?

-Ya Muhammed sen şüphesiz güvenilir emin birisin bu zamana kadar senin yalan söylediğine şahitlik etmedik. Tabii söylediğine inanırız.

–O hâlde ben şimdi size, önünüzde şiddetli bir azap günü bulunduğunu, Allah’a inanmayanların o çetin azaba uğrayacaklarını haber veriyorum. Ben sizi o çetin azaptan sakındırmak için gönderildim.” (Hadis)

Erbakan Hocamızın vefatının 14. Sene-i devriyesindeyiz.

1969 dan bu zamana kadar 55 yıl geçti. Kurmuş olduğu bu hareket içerisinde beraber başladığı dava arkadaşlarıyla birlikte 2. , 3. Ve hatta AGD ve Gençlik Kollarını da sayacak olursak 4. Nesli bile görme imkânı oldu. Onun adına ne büyük bahtiyarlık…

Ancak Erbakan Hoca için en büyük bahtiyarlık başlatmış olduğu bu hareketin sancağının burçlara dikildiğini görmek olacaktı ona da ömrü vefa etmedi. Ama o sancağın burçlara dikilmesi için zafere giden yol üzerindeki tüm parametreleri oluşturan bileşenleri hali hazırda hayattayken mevcuda getirdi ve ilgililerine teslim etti! Kastettiğim ilgililer kurmuş olduğu MİLKOLAR değil! Buradaki maksat, yazının devamında farklı bir boyutuna temas edilerek ele alınacaktır. Erbakan Hoca Nebevi Davanın 20. Ve 21. Yüzyıldaki Lideri olduğu için tüm kesimlere hitap edebilen, tüm kesimlerin ihtiyaçlarını, beklentilerini umutlarını karşılayabilen bir Liderdi. Erbakan Hocayı dinleyen herkes “evet bizden bahsediyor” diyebiliyordu çok rahatlıkla. Bundandır ki 1974 CHP ile 1977 de MHP ve Adalet Partisi ile 1996 ise Tansu Çiller liderliğinde ki Doğru Yol Partisi ile tüm tezatlıklara rağmen Hükümet kurabilmiştir. Sekülerlerin “Dinci”, Milliyetçilerin ise “Yeşil Komünist” diye nitelemesi ve onu dinleyenlerin ise “bizden biri” demesinin nedeni buydu.

İşte bu sebepten ötürü herkesin bir “Erbakan’ı” oluştu zihin dünyasında. Erbakan hayattayken herkesin ona karşı bir duruşu vardı. Ondan yana olanlar ve ona karşı olanlar…

Ona karşı olanlar 2 ye ayrılıyordu.

1) -Erbakan’ın fikrine karşı olanlar

2) -Erbakan’ın savunduğu değerlere karşı olanlar. Ve bu sebepten ötürü ona her türlü düşmanlığı yapanlar.

Erbakan’ın fikrine karşı olanlar mücadelelerini sadece fikirsel (siyasi boyutta) olarak yürüttüler. Öldükten sonra hakkını teslim ederek onun adil bir kişiliği olduğunu ve insancıl olduğu üzerine vurgu yaptılar. Düşmanları ise hayattayken yaptıkları düşmanlıklarını öldükten sonrada ya sürdürdüler ya da sessiz kalmayı tercih ettiler.

Erbakan dan yana olanların ise kendilerine göre bir Erbakanları olduğu gibi aynı zamanda kendilerine göre Milli Görüşleri, kendilerine göre Adil Düzeni ve hatta kendilerine göre bir Partileri oluştu. Kimisine göre Hoca Hümanist ve savunduğu “Adil, eşit paylaşımcı” değerlerden ötürü Sosyalizme yaslanıyordu kimisine göre ise kökleri itibariyle Gümüşhanevi Dergâhına bağlı olduğu için Tarikat ehli, sofi, Tasavvuf ekolüne yaslanıyordu. Oysa Erbakan Hoca, Rahmet Peygamberinin varisi olduğu için tüm dünya insanlığının kurtuluş mücadelesini verdiğinden ötürü

“İBRAHİMİ BİR DURUŞU VARDI!”

“Biz ve diğerleri” derken aslında değer eksenli bir mücadele verdiğini söylemeye çalışıyordu.

“Kötüye karşı iyinin mücadelesi,”

“Haksıza karşı haklı olanın mücadelesi,”

“Batıla karşı Hakkın mücadelesi”

“Hevaya karşı Fıtratın mücadelesi…”

Vermiş olduğu mücadelede savunma hattını geniş tuttuğu gibi karşı tarafı ise minimalize ederek dizayn ederdi. 28 Şubatta kendisine Darbe yapanları nitelerken Ordunun içerisinde ki kökü dışarıda “küçük bir Cunta” diye belirtmesi Türk Ordusunun “Milli Görüşçü” olduğunu söylemesi onun nasıl bir stratejik bir deha olduğunun kanıtıydı. İspatı ise Cenazesinde resmi bir tören olmamasına rağmen Türk Ordusunun Orgeneral düzeyinde Cenaze törenine katılmasıdır. 2005 Yılında Çırağan Sarayında D-8lerin kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmada;

Dünyayı 2 kutuplu bir yapıda olduğunu bir tarafta “Ezenlerin” (G-8), diğerlerin ise “Ezilenler” olduğunu söyleyerek 1. Yalta Toplantısının dışında olan tüm Devletleri kendi ekseni etrafında toplayarak yine savunma hattını geniş tutup karşı tarafı minimalize ederek sadece 8 ülkeden ibaret saymıştır. D-8’lerin çekirdek bir kuruluş olduğunu asıl hedefin tüm İslam ülkelerini hatta Rusya, Çin ve Hindistan’ında içinde olduğu devasa bir yapı kurmak istediğini dile getiriyordu.

necmettin erbakan

Erbakan Hoca hiçbir zaman cepheyi geniş tutmadı hep savunma hattını geniş tuttu.

Sözde İslam Âlimlerinin Ehli Sünneti savunmak adına ŞİA düşmanlığı yapmasına karşın o Hanefi Mezhebi kurucusu İmamı Azamın temel prensibi olan “Ehli Kıble tekfir edilemez” diyerek ilk dış gezisini İran’a yaptı. İşte bu duruşu, Hükümetten düştükten seneler sonra tekerlekli sandalyeyle İran’a yaptığı ziyarette İran Cumhurbaşkanı Ahmedi Nejat ve Ayetullah Ali Hamaney’e Erbakan Hoca hediye verirken kendisine “Siz bize Altından daha kıymetlisiniz” demelerine sebep olmuştu.

Erbakan Hoca Hükümeti kurmadan evvel ABD’YE yaptığı ziyarette Amerika da ki Müslüman azınlıkları ziyaret edip onların Liderlerinden Luis Farrakhan ile görüşmüştü. Hoca Başbakan olduktan sonra ise Farrakhan Türkiye’de Erbakan Hocayı ziyaret ettikten sonra Amerika’da ki siyahi Müslümanlar haklarını talep eden belki de Amerikan tarihinin en büyük en kalabalık yürüyüşünü Beyaz Saray önünde gerçekleştirdi. Nasuhi Güngör “Yenilikçi Hareket” isimli kitabında bu konuyu anlatırken CNN Muhabirinin miting ile ilgili söylediklerini aktardığı yazıda CNN muhabiri “bu yürüyüşün Türkiye den ve Türkiye Başbakanından bağımsız olmadığını düşünüyoruz” demesi hiç de tesadüfi değildir. Erbakan Hoca terörün hamisi olan Amerika’yı kendi yumuşak karnıyla tehdit etmişti. İşte bu sebeple ne Siyonistler Filistin de rahat hareket ettiler ne de PKK o azılı dönemlerinde olmasına rağmen tek kurşun sıkabilmişti. İşte Erbakan böyle bir Stratejik Deha sahibi bir liderdi…

Erbakan Hoca düşmanını ne gözünde çok büyütürdü ne de asla küçük görürdü. Erbakan Hoca İbrahim Suresi 48. Ayet-i Kerime de geçtiği gibi “Hal böyleyken, onlar yine de, tuzak kurmaya devam ettiler. Bu tuzakları dağları yerinden oynatacak kadar güçlü kuvvetli bir şekilde tasarlanmış olsa bile, onların tuzaklarının cezası Allah’ın yanındadır; onları bir bir boşa çıkaracak ve asla başarıya eriştirmeyecektir.” Allah’a tevekkül edip her güçlü her olağanüstü gücün karşında Cenabı Allah’ın o gücü akamete uğratacak mutlak bir gücün olduğu bilincinde olan biriydi. Hoca buna iman edip bunun Edebiyatını yapmadı. Hoca buna İman ettiği gibi bunun gereğini de bizzat yerine getirdi.

Hiç şüphesiz Türkiye Ekonomik anlamda bugün 3. Dünya ülkelerinin seviyelerinde gezerken, Adalet ve insan hakları konusunda ve dahi emekçinin hak ettiği ücreti almak noktasında yine 3. Dünya ülkeleri seviyelerinde gezinirken bugün Savunma Sanayiinde Dünyada başa güreşen bir ülke olmasının ve yaptığı İHA ve SİHALARLA Dünya savaş konseptinin baştan sona değişmesini ve yeniden yazılmasının sağlanmasında Erbakan Hocamızın hiç kuşkusuz emekleri var. Ve ömrünün büyük çoğunluğunun İlmi çalışmalara ayırmış bir insanın Türk Savunma Sanayine katkısının sadece bunlarla sınırlı kalmadığını ve daha nice Teknolojik katkıların olup olmadığını anlamak hiçte zor değildir. Cenazesine katılan Askerlere bile bakmak kâfidir.

necmettin erbakan

Yazımın başında yazmış olduğum hadisi şerifte ki “dağ” metaforu önemlidir. Dağ görülür mü? Hayır görülmez! O halde dağın ardını yani görünmeyeni görebilecek bir siyasi dehaya, stratejik akla ve öngörüye sahip olunması önemlidir. Erbakan Hoca işte kendinden sonraki dönemi bile dizayn ederken bu öngörüye sahip olarak yapması gerekenleri yaptı.

Erbakan Hoca kendisiyle yapılan bir TV programında yöneltilen bir soruya “Günün 1/3 ünü istirahat, 1/3 ünü Parti çalışmaları ve diğer 1/3 ünü ise TEKNOLOJİK-İLMİ ÇALIŞMALARA” ayırdığını söylemişti. Hoca vefat ettiğinden beri herkes Hoca hakkında bir şeyler söyledi, manifestolar yazıldı, aforizmalar yapıldı, methiyeler düzüldü, Hümanizmin kitabı yazıldı. Hatta onun hayatı üzerine Doktora tezi yazanlar bile oldu. O tezi yazanları anma programlarında ağzımız açık sanki Hocayı ilk defa tanımaya çalışıyormuşuz gibi dinliyorduk. O’nun adı yollara, hastanelere, köprülere verildi. Hatta ilmi çalışmalarından ötürü ismi Üniversitelere bile verildi. Ama hiç kimse Hocanın ilmi çalışmalarının akıbetini sorgulamadı.

Sorgulamak kimsenin işine gelmiyordu, çünkü sorguladığınız zaman MNP den bile önce Kurulan ESAM’IN yani Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezinin bugün ne iş yaptığını sorgulamak zorunda kalacaktı. Hangi ekonomik, sosyal ve kültürel çalışmaları ve araştırmaları yaptığını sorgulamak zorunda kalacaktı. D-8LER kurulurken Mahathir Muhammed’in Erbakan Hocaya “Hollywood Enstitüsünü” önerdikten sonra kurulan Müsider’in şuan hangi işler ile meşgul olduğunu sorgulamak zorunda kalacaktı. Müsider ve CANSUYU gibi MİLKOLAR’IN yapacakları çalışmaları finanse etmesi için kurulan YENİAD yani Yeni Bir Dünya Sanayici ve İş Adamları Derneğinin ne iş yaptığını sorgulamak zorunda kalacaktı. Partiye yetişmiş kalifiye eleman, TV 5 ve Milli Gazeteye nitelikli eleman, Müsidere Müzik ve Sinema işlerinden anlayan eleman ve Esam’a Akademisyen yetiştirmekle görevli olan AGD’NİN bunları yapıp yapmadığını sorgulamak zorunda kalacaktı. İşte bu sebeplerden ötürü kimse Erbakan Hocanın ilmi çalışmalarının ne olduğunu nerede olduğunu sorgulamadı. Çünkü bağıra bağıra konuşmak, edebiyatını yapmak, yıldönümlerinde dünya kadar masraflar yapıp ilgili ilgisiz kişilere ödüler dağıtıp boy göstermek daha kolayına geliyordu herkesin.

necmettin erbakan

Erbakan başka bir dünyada onun yolundan gittiğini söyleyenler ise başka bir dünyada yaşıyor sanki. Kimsenin Milli Görüşçülüğünü sorgulamıyorum yanlış anlaşılmasın çünkü herkesin kendisine göre bir Erbakan’ı vardı ve herkesin kendisine göre bir Milli Görüş’ü vardı. Kimse onun İbrahimi duruşunu anlayamadı, kimse onun küresel sisteme karşı mücadele verirken nasıl “Kuş Diliyle” konuştuğunu anlayamadı. (Kuşdili ifadesini bilerek kullanıyorum çünkü Hoca sağlığında bu ifadeyi bizzat değerli bir akademisyen hocamıza karşı kullanmıştı.) Hoca ile peşinden gidenler arasında sanki derin uçurumlar vardı. Hoca vefat etmeden yaklaşık 8 ay önce görmüş olduğum rüyayı aradan 15 sene geçmesine rağmen hala unutamıyorum. İzninizle bu rüyayı anlatıp birkaç cümle ile yazımı noktalamak istiyorum.

Rüyamda; Erbakan Hocayı her tarafı bembeyaz olan revaklarla çevrili bir yerin avlusunda bekliyordum, kısa bir süre sonra Hoca o meşhur beyaz gömleği ve krem pantolonu ile çıkageldi. Koluma girdi ve yürümeye başladık. Kısa bir süre sonra bana “Fatih görüyor musun ayakkabılarım da artık eskidi” dedi. Ve aynı şekilde yürümeye devam ettik. Deniz taşımacılığı yapan feribotların üst güverteye çıkan dar merdivenleri gibi bir merdivenden yukarı çıktık. Karşımıza kapalı bir salonun kapısı çıktı içeride de coşkulu bir kalabalık vardı. Hoca ile oraya doğru gidiyorduk ancak sanki o kalabalık Hocanın umurunda bile değildi. Bu şekilde rüyadan uyandım. Rüyamı o dönem Marmara Haber de köşe yazarlığı yaptığım sitenin Genel Yayın Yönetmeni Nihat Topçu ağabeyime anlatmıştım. İçini çekerek “Allah Hocamıza uzun ömürler versin” dedi. Ve yaklaşık 8 ay sonra da En Yüce Dosta doğru yola çıktı. Allah rahmet eylesin mekânı cennet olsun. Efendimize komşu olsun bizi de Efendimizin Livaül Hamd sancağı altında CEM eylesin.

Necmettin Erbakan